 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 292 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Çetin Altan: Söyleşi: Tekerrür eden tarih değil insanlığın salaklığıdır
|
|
"Parası olmayanların, “Allah vermedi ki” dediğini söyleyen Çetin Altan,
“Ya arkadaş Allah muhasebeci mi? Türkiye gelir tablosunda Yunanistan'ın 60
basamak altında. Görüntüde Avrupalı olmaya çalışıyorsun. Lise mezunu olsan ne
yazar? Önce vatan ne demek? Önce meslek demek gerek. Meslek olacak ki para
olsun. Para olacak ki vatan olsun” diye konuştu. "
"1962 yılında çalıştığım gazetedeki ofisimin kapısı çalındı. Çalındığında dimdik
kıpırdamadan durduğumuz marşımızın yaratıcısı Mehmet Akif'in oğlu karşımda. ‘20
liran var mı’ diye sordu. Bir hafta sonra bir çöp bidonunda cesedini buldular. "
“En uzun küfürler Türkçe'dedir. Diğer dillerde bu kadar uzunu yoktur. Onlarda
düello vardır, bizde pusu”
"Devletin bölünmez bütünlüğü neye yarar? Çanakkale Savaşları bu kadar
övüldü de ne oldu sanki? 300 bin kişi gitmedi mi orada? Osmanlı tarihi şanlıdır
deyip duruyorlar. Nedir bunun şanı? "
|
Çetin Altan: Şerlok Holmes ve esrarengiz siyasal cinayetler
|
|
Kendimizi dünyaya yeterince tanıtamadığımızdan sürekli yakınıp dururken de;
turizm açısından deniz, plaj ve güneş ülkesi; siyasal açıdan da, laik ve
demokratik tek İslam ülkesi olmakla övünürüz...
Polisiye roman edebiyatı açısından bakıldığında, acaba aynı zamanda esrarı
çözümlenememiş siyasal cinayetler ülkesi de değil miyiz?
Herhalde biraz, belki birazdan da fazla öyleyiz.
***
Şöyle kalkınıyoruz, böyle kalkınıyoruz, geleceğimiz çok parlak, düşmanlarımız
bile bize hayran oluyor falan da; neden esrarı çözümlenememiş siyasal cinayetler
ülkesi olma karanlığından bir türlü kurtulamadık şimdiye dek?
Böyle bir sorunun yanıtını, açık seçik ve net verebilecek bir kimse var mı?
Sanki iş, İngiliz yazarı Conan Doyle'un yarattığı ünlü dedektif Şerlok Holmes'e
düşmekte...
|
Çetin Altan: "Yurtseverlik" mesleğinin gizli zebani dansları
|
|
Ajans haberlerinde Bülent Ecevit'in sağlığı ile ilgili hastane haberleri.
50-55 yıl öncesi Ulus ve Yeni Ulus gazetelerinde Ecevit'le paylaştığımız
odalarla, baş başa gece çalışmaları ve sabaha karşı gazeteden çıkarak
Bahçelievler'deki komşu sayılacak evlerimize konuşa konuşa yaya
yürüyüşlerimiz...
Sonra değişen yaşam çizgileri...
Ve şimdi de Ecevit'le ilgili sağlık haberleri... 50-55 yıl öncesindeki beneksiz
ve sıcak bir dostluğun, geçmişe doğru yüreğimden uzanan dalgın bakışıyla;
Ecevit'e ıstırapsız bir sağlık dilemekten başka da bir şey gelmiyor elimizden.
***
Medyada, Cumhuriyet gazetesine atılan bombalarla, kanlı-ölümlü Danıştay
baskınının, bir ölçüde gün yüzüne çıkmaya başlayan esrarengiz sanıkları, dallana
budaklana; Susurluk kepazeliğine kadar uzanmakta...
Sade Susurluk kepazeliğine kadar mı; 1966'da Akşam gazetesinin hem Ankara
temsilcisi, hem de yazarı olan İlhami Soysal'ın; o zamanki Genelkurmay
Başkanı'nı eleştirdiği için, kaçırılıp hırpalanmasına kadar...
|
Çetin Altan: Ayvayı nasıl yiyorsunuz?
|
|
Kimse ayvayı nasıl yediğini düşünmemektedir. Oysa demokratik gelişim de,
toplumsal kalkınma da, ayvayı nasıl yediğimizden geçmektedir. Remziye, plajda
gözetleme deliği büyük olan kabinleri seçmektedir.
Oto-moto Endüstriyel Con. Limited T.A.Ş. Company Son. Holding'in kapıcılarından
Sarı Hasan, ayvayı komposto olarak yediğini söylemektedir. Sarı Hasan üstünde
yapılan bir inceleme, onun da ayvayı komposto olarak değil, herkes gibi yediğini
ortaya koymuştur. Şevket, Süheyla'yı garsoniyerinde çırılçıplak soymuştur ve
ayvayı ondan sonra yemiştir.
Süheyla ise ne yediğini hatırlamamakta:
|
Çetin Altan: Uzay kapıları açıldıkça açılıyor
|
|
Amerikalılar bu yıl içinde uzaya 55 astronot gönderecekler. Bundan 20 yıl önce,
ben Amerika'dayken, henüz ilkini göndermeye hazırlanıyorlardı. Bir astronotun
hangi belalı deneylerden geçerek yetiştiğini o zamanlar izlemiş, bu deneylerden
birkaçının tadına da azıcık bakmıştık.
***
Dış seslerden tamamen izole edilmiş özel bir odanın kalın kapıları üstüme
kapandığı zaman, görünmez çağlayanların içine düşmüş gibi olmuştum. Dış sesler
öylesine sıfıra indirilmişti ki, kendi kan dolaşımımın sesini duymaya
başlamıştım. Durduğu an yaşamdan kopacağın için, asla durmasını isteyemeyeceğin;
uzun sürede de, çıldırmadan dinlemeye dayanamayacağın sinir bozucu bir
şırıltıydı.
Astronotlar uzayda kendi kan akışlarını dinlemek zorunda kalabileceklerinden,
laboratuvarda bu tür işkencelere alıştırılıyorlardı.
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|