Günler hırpani çuvallara girerken, gökyüzü lacivert kadifeden elbisesini
giyerken, akşam alacalarında kuş gölgeleri yiterken, anlar sonsuz girdaplarda
dönerken, terkedilmiş çocuklar için için çağlarken, gizli gizli ağlarken,
avuç içlerindeki çizgiler yılışık sarmaşıklar gibi uzayıp giderken, hiç iç
geçirilmeyen, hiç gülümsenmeyen, hiç düşünülmeyen, hiç kaybolunmayan saatler
ellerini kollarını sallayarak önümüzden gelip geçerken,
şöyle bir dinlenmeden, öfkelenmeden, kale burçlarından kağıt uçaklar uçurmadan,
peşlerine takılıp gitmeden, titremeden, sigara dumanlarının ardına gizlenmeden,
hiçbir şey değişmeden, hiçbir ağırlık yerinden kıpırdamadan, gözler seğirmeden,
kalpler seğirmeden ölüp gidecek miyiz?