 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 279 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Gökhan Özcan: Üç Maymun hakkında notlar
|
|
Kasaba'dan başlayarak Nuri Bilge Ceylan sinemasının seyrini takip etmiş, izini
sürmüş bir izleyici olarak Üç Maymun'u sessizce geçiştirmem elbette mümkün
değil. Ancak filmi izlemekte gecikmiş olduğum için, yazmayı düşündüğüm birçok
şeyi benden önce yazanlar oldu. Bu sebeple filmle ilgili önemli gördüğüm birkaç
noktaya değinmekle yetineceğim. Ceylan'ın fotoğrafçılıkla başlayıp sinemayı da
kapsayan bir bütünlük içinde akıp giden görsel zenginliği kayıtsız kalınamayacak
kadar güçlü. İlk izlediğim filmi Mayıs Sıkıntısı'nda, olağanüstü tabiat ve insan
karelerine dalıp gittiğimi, filmin anlattığı o küçük ve sıcak hikâyeyi neredeyse
ıskalayacak hale geldiğimi itiraf etmeliyim.
|
Gökhan Özcan: Ses hakikati sözde bulur!
|
|
Tuhaf söz değil mi? Sözü kendi başına bırakmaya o kadar alıştık ki, böyle
kaideli sözler bize tuhaf geliyor artık. Oysa sözün bir aslının, bir esasının,
bir kaide ve temelinin olması şarttır. Söz, konuşma balonları boş kalmasın diye
icat edilmemiştir. Bir şey anlatmak, bir şeyi mânâlı kılmak gibi bir yükü vardır
sözün. Bir refleks, bir seğirme, gayrı ihtiyari bir dil kaçağı da olamaz o
halde. Aksine, akılla, fikirle, şuurla söylenmelidir söz. Yoksa bir nârâ
gürlüğünde de olsa, bir fısıltı ürkekliğinde de, biz söz değil ses deriz ona.
Sözün sese ihtiyacı yoktur ille de, ama sesin söze vardır. Söz olamayan ses
avaredir, divanedir, biganedir.
|
Gökhan Özcan: Sinir uçlarında yaşamak
|
|
Bu ülkede yaşayan herkesin artık iyice bellemesi gereken bir şey var: Biz
hemen her gün sinirsel imtihanlardan geçirilen bir toplumuz. Hepimiz, sürekli
yüksek tansiyonda yaşayan bünyeler gibi kendimizi dinlemeyi, kontrol etmeyi,
önümüze çıkan/çıkarılan psikolojik engebeleri atlayarak geçmeyi öğrenmeliyiz.
Böyle yaşamak ne kadar zor, ne kadar zahmetli olursa olsun başka çare yok gibi
görünüyor: Sinir uçlarında yaşamayı öğrenmek zorundayız!
Son birkaç gün içinde önce Altınova'da, ardından Aktütün Karakolu'nda yaşananlar
kuşku yok ki aynı paragrafa yazılması gereken hadiselerdir. Bunu hepimiz
biliyoruz. Kim bilmezmiş gibi davranıyorsa, bilin ki bu toplumun bilincine
ihanet halindedir. Birileri toplumsal sinir uçlarımız üzerinde ahlaksızca,
insafsızca, vicdansızca oyunlar oynuyor.
|
Gökhan Özcan: Bayramla bayramlaşmak
|
|
Yaradan'ın ayların sultanı eylediği bu güzel zamanı, dünyanın nimetlerinden
bir nebze el çekerek, nefislerimizi mümkün mertebe kötülükten uzakta tutmaya
çalışarak, kötü söz söylememeye, kötü iş yapmamaya gayret ederek geçirdik.
Hiçbiri tam olmadı belki ama, hepimiz bu rahmet zamanını Allah'ın emrettiği gibi
yaşama azmini gösterdik. Her zaman olduğundan daha fazla insan olmaya, insan
durmaya çabaladık. Bizim bu yönelişimiz, hayatı da bir parça etkiledi. Daha
yaşanabilir, daha sakin, daha huzurlu günler geçirdik. Güneşin doğuşuna ve
batışına, ufku saran hayranlık verici renklere kenetlendik. Aç ve muhtaç olanın
halini ve ahvalini kendi nefsimizde yaşadık, bildik. Ramazan'la hiç değilse bir
parça güzelleştik. İçimizde bir parça daha insanlık, bir parça daha güzellik
biriktirdik.
|
Gökhan Özcan: Ramazan gündeminde ne var?
|
|
Ramazan ayıyla birlikte hayata bakışımızda, gündeliklerimizde, yeme içme
tasavvurumuzda, insanlarla hasbıhalimizde, ibadet ve varlık muhasebemizde bir
başkalık hasıl olmuyorsa; esas olarak bizim kararmaya yüz tutmuş ruh
semalarımızda gerçekte bir Ramazan hilali görünmemiş demektir. Rahmet ayında,
rotası hayra dönük olmak şartıyla, farklı hisseden, farklı yaşayan, farklı
şükreden, farklı ibadet eden ve farklı fikreden insanlar olabilirsek; o zaman bu
mübarek ayın bir örtü gibi günahlarımızı örttüğünden, gökyüzünden boşalan yağmur
damlaları gibi hayatımızı kirlerinden arındırdığından sözedebiliriz.
Bu farklılaşma ve arınma gayreti her Müslüman için yerine getirilmesi gereken
bir vecibe olduğuna göre; sosyal hayatın da kullardaki değişimle orantılı bir
değişim içine girmesi beklenmeli elbette. Aslında öyle de oluyor. Şükürler olsun
ki ülkemizde Ramazan ayı hayatı hissedilir biçimde değiştiriyor. Üstelik öyle
görünüyor ki giderek daha da fazla değiştiriyor. Benim kişisel gözlemlerim, son
zamanlarda bu konuda yapılan kimi araştırmalarla paralellik taşımıyor
anlayacağınız.
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|