Sosyal bilimlerin yaşadığı sorun, pozitivist beklentilerini sürdüren
bilimcilerin ‘bilim’ yapmaya çalışması gibi epeyce olanaksız bir durumun
sürdürülmesidir. Bu travmatik durum esas olarak ötekine bakışta ortaya çıkmakta,
çünkü pozitivizm son kertede ‘ötekinin bana benzeyeceği’ varsayımıdır. Nitekim
modernist paradigma açısından doğu toplumlarının önünde iki yol bulunmakta: Bu
toplumlar ya modernleşip sekülerleşecek ve batı toplumlarına benzeyecekler; ya
da sekülerleşmeyi ve modernleşmeyi reddederek fundamentalist bir dindarlığın
esiri olacak, arkaik bir safhada sıkışıp kalacaklardır...
Oysa bugün doğu tamamen farklı bir ‘üçüncü yol’un içinde: Sekülerleşmenin dinden
uzaklaşarak değil, aksine dindarlığı yeniden yorumlayarak yaşandığı; böylece
günlük hayatın ima ettiği modernliğin benimsenmesindeki geleneksel engellerin
aşıldığı bir süreç yaşanmakta.