Keşke ben de Kemalist Dininin bir mensubu olsaydım. Her daim vesayet altında
bir çocuk gibi yaşasaydım.
O zaman Anıtkabir'in mermerlerine başımı dayar, bi yandan mermerleri öperken iki
yandan 'Çok yalnızım Atam!' derdim.
Mozoleden ses gelirdi: "Yalnız değilsin! Kendini benim vekilim telakki eden
Büyükanıt paşan, kendini benim partimin başı kabul eden Baykal amcan, senin gibi
hissseden yüz binlerce demokrasi özürlü kardeşin var."
Bu cevap üstüne ben de hemen deseni ay yıldızdan oluşan dekolte/streç bir tişört
edinir, bayrak temalı kepim, 'de' ve 'da'ların ille de ayrı yazılamadığı
pankartlarımla Çağlayan'a akardım. Orda Alara Uzan'ı alkışlayan mitingçilerimle
bütünleşir "Yoksa bu milletin müstehak olduğu lider Cem Uzan mıdır? Konuşurken
dişleri uzuyor Kırmızı Başlıklı Kız'daki kurt gibi: ne güzel!"
diye düşünerek evime dönerdim.
Pazartesi sabahı, evimin en yakınındaki pastanede 2 mitingçi hanımefendi beni
tanıdılar ve allem edip kallem edip bir gün önce katıldıkları Çağlayan mitingine
sözü getirdiler. Ben 1 şeyler söyledim: Makûl ve mazbut şeyler. Yalnızca
yazılarımda aşırı olabiliyorum. Esas Hayat'ta çok korkuyorum insanlardan.
Onların görüşlerinden.
Hanımefendilerden biri korkumu haklı çıkardı: "Haklısınız, Perihan hanım da;
bizim milletimiz eğitimsiz bir millet. Gelsin, Askeriye yönetsin bizi," dedi.
GELSİN ASKERİYE YÖNETSİN BİZİ! O nümayişlerden çıkarılacak 'ceviz' budur!