Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 267 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS



98 Yazı (20 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 ]

Nihat Genç:  Zavallı İnsanlar Kulübü
 

Yıllardır bayi-kitapçı vitrinlerinde sırtını sonsuz imkanlara dayamış Hürriyet'in Gösteri Sanat, Milliyet'in Milliyet-Sanat, sırtını sonsuz banka imkanlarına vermiş Yapı Kredi'nin "sanat" dergileri, ya da yıllardır çıkan adam Sanat, Cumhuriyet Kitap Dergi, E Dergisi gibi, edebiyatla, sanatla ilgili sözde dergiler..

Yıllardır gazete köşelerinde sanatla ilgilendiği söylenen hacivat kılıklı Doğan Hızlan, Ülkü Tamer gibi isimler görürsünüz. Bu dergilerde bir yazı okumuşsanız, Orhan Veli, II. Yeni, Necatigil, Edip Cansever gibi onlarca isme, bir daha bir daha bir daha rastlamaktan gına gelir.

Bunun üstüne, yetmiş üniversitenin yetmiş tane Edebiyat Fakültesi, onlarca kendi imkanlarıyla çıkan oyuncak edebiyat dergileri, yarışmalar, taşrada düzenlenen kültür programları, TRT 2'nin kültür-sanat programları, paneller, seminerler, dört köşe bir edebiyat dünyasının yaygınlığına işaret eder.

Arasıra kitap fuarlarında görüyorum bu adamları, bir zamanlar Yeşilçam'ın düştüğü hazin durumu göstermek için Sami Hazinses'in zavallı yüzünü gösterirdi kameralar.

Tek bir kitap imzalamadan kokmuş peynir gibi, piyaz tabağındaki sona kalmış pilaki gibi orda otururlar. Fuar, budalalar panayırına dönüşür.

Hepsi, televizyonların-gazetelerin tüm imkanlarını tanınmak için kullanmışlar, ahlak diye birşey sormadan, her kurumun paneline, her TV'nin, her ideolojinin tartışmasına ilgili-ilgisiz koşarak, uçarak atlamışlardır, oysa.

Edebiyat konuşmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan, her birinin suratı kirli çarşaflarla dolu eskimiş plastik selelere benzeyen bu insanlar her zaman önemli adamlarmış gibi poz vermeyi de ihmal etmezler.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

Nihat Genç:  Dedemin Daşağı İn Aşağı
 

Cebeci Tren İstasyonu'nda arkadaşım Yahya'yla geze geze yürüyoruz, istasyonda bekleyen, tırnakları kir dolu, küçücük gözlü, biçimsiz ve çok yıpranmış pantolon giyen ihtiyarları tek tek gözledi Yahya, "birazdan keçi ağıllarına" girecekler dedi, "bunlardan doğuda o kadar var ki, kafayı yersin!".

Usul usul yürüyüp ordan burdan konuşurken birden Amok koşusucusu gibi (hiç durmadan koşma hastalığı) trenle yarışa girdi. Koşarken, elindeki (İranlı yazar Ali Şeriati'nin, Her Yer Kerbela, Hergün Aşure sloganının yazarı, marksist tahlileriyle İslamcılar arasında çok sevildi. Seyyid Kutup'un Yoldaki İşaretler kitabı, Nasır tarafından İran'da asıldı, Hasan Elbenna'nın, Müslüman Kardeşler Cemaatinin kurucusu'nun hatıraları, bugün Mısır'da en kanlı eylemleri yapıyor)  kitapları fırlattı, ki, kutsal sayardı bu kitapları. Koşmanın ileri safhasında terlikleşmiş ayakkabılarını ağırlık yapmasın diye fırlatıp attı.

Şaşırıp kaldım. Babasının mühendislik yıllarında, Doğu'da trenlerle yarışırmış. Oyun arkadaşı hiç olmamış, gün boyu can sıkıntısıyla uçsuz bucaksız ovaya bakıp, kara trenin geçmesini bekler, sonunda ölümüne yarışa girermiş. "Geçmen mümkün değil?" dedim.

Yahya: "Eğer tren üç-dört kilometre karşıdan gidiyorsa, geçersin", dedi. Ben de ona karatren anılarımı anlattım, annem Hasankale'liydi, Horasan'da da evimiz vardı. Beş yaşlarında yaz sıcağında karatrenleri doldurmuş askerlere su satardım.

Hem doğu, hem karatren, Yahya ağlar gibi oldu. Yoksul insanlar nezaketen hikayeler anlatıldığında çok şaşırırlar, yeni tanışmıştık. Küçükken babası bir bisiklet almış. Sabah evden çıkarken, "oğlum hadi bisikletinle oyna, bak bomboş arsalar, ama sakın gidip orda oturan demirci amcaya çarpma! Bomboş arsa. Dönüp dolaşıp bisikletiyle sonunda amcaya çarparmış. Babası ertesi gün, yine, "oğlum çık dışarı bisikletinle oyna, ama sakın, o köşede yufka açan teyzeye gidip çarpma. Koskoca arazi bomboş, yine gidip yaşlı teyzeye çarparmış...

Bir sabah kalktığında, babasına "baba bugün bana birşey deme, ya da al bu bisikleti, bomboş arazide sen sür, bakalım kimseye çarpacak mısın?.."

11 Eylül günü birbiriyle sokak sokak savaşan, hergün cenaze kaldıran gençler, 12 Eylül günü kaçacak yer, gizlenecek delik arıyordu. Tüm partiler, dernekler, dergiler kapatıldı. Yaralı ve organları çürümüş hayvanlar gibi yarı canlı büyük bir mezarın içine düşmüştük. İşkenceler, basılan evler, kaçaklar, korku, mezarlıklardaki çukurların içinde gizlenecek kadar savurdu hepimizi.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın 3 yorumlara cevap vermek istermisiniz ? Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

Nihat Genç:  Milli Sohbet
 

Ermeni karar tasarıları için "sözde" kelimesini kullanıyoruz, çünkü gerçeği Lozan, Lozan, hezimet mi, zafer mi, çok tartışıldı. Beş milyon km'den
yediyüzbine düşen Osmanlı topraklarına bakıldığında hezimet, Sevr'den bakıldığında Zafer!


Lozan'ı Ermeni tarihinin en kara günü olarak gören dünyaya
yayılmış Ermeniler (diaspora) yüzyıldır tek birşey düşünüyor: Lozan. Lozan, Ermeniler için evhamlı bir taşkınlık.

Lozan'a karşı kinleri sadece Türkler'e değil. 1830 Yunan ayaklanmasından beri, yüzyıldır ellerine silah verip, Anadolu topraklarında kışkırtan Batılı devletlere karşı bitmeyen bir öfke! Uğursuz, karanlık ve uzakta kalmış bir mezarın hikayesi.

Yoldan geçen Arap şeyhlerine bile devlet verilip Ermeniler'in acılar içinde bomboş sürülüşü milli kudurmuşluğun asıl sebebi. Ermeni lobisi, aslında Fransa'da, Amerika'da, Sevrcilerden intikam alıyor. Hunharca öldürüldüklerini düşünen bir nesil, "bizi, neden yüzyıl kullanıp umut verdiniz, kardeş kardeşe bir cinayetin içine atıp, sonunda imparatorluğun yağlı parçalarını aranızda bölüşüp, Lozan'la bin yıldır yaşadığımız topraklardan ayrılmamıza imza attınız." Bu kin dolu ölüm şarkısı, Ermeniler'in milli ağıtı olmuştur.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

Nihat Genç:  Üreterek yaşamak
 

Hayat hikayesini okurken gururla ağladığım bilimadamımızın adı: Mitat Enç'tir. Bu ismi unutmayın. İçimizden hiçkimse onun kadar güzel adam olamaz.

Çünkü, ülkemizde verilmiş en soylu onur kavgasının baş kahramanıdır. Birgün çocuklarınıza ülkenizi sevdirmek için onurlu bir insan başarısı okutmak isterseniz Mitat Enç'in hayatını unutmayın.

Mitat Enç gençlik çağında kör oldu. Eğitimine sıfırdan ve Amerika'daki özel eğitim merkezlerinden devam etti. Özel eğitim konusunda bilgi ve tecrübelerini ülkemize taşıyıp bu konuda bir çığır açtı. Türkiye'de özel eğitim okullarını ilk düşünen, tasarlayan, açan, kurumsallaştıran odur. Ayrıca ODTÜ'nün ve Ankara Üniversitesi'nin eğitim bilimleri ona çok şey borçlu.

Mitat Enç bundan ellibeş yıl önce Amerika'dan dönüp 'körleri okutalım' dediğinde, Milli Eğitimimiz ona: 'Ya hoca işin mi yok, biz sağlamları okutamıyoruz' cevabını vermişti.

Ayrıca o günlerdeki eğitim felsefesi, körü, sağırı, dilsizi, kolsuzu yani hepsini 'sakatlar' başlığıyla aynı okul çatısı altında topluyordu. Mitat Enç körler ayrı, sağırlar ayrı eğitime tabi tutulmalı diyerek işe başladı.

Mitat Enç'in özel eğitim kavgası ciltler doldurur; bu sınırlı sütunumuza sığmaz. Unutmayın, özetin özetini yazıyoruz!

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın 4 yorumlara cevap vermek istermisiniz ? Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

Nihat Genç:  Yeni ortaçağ
 

Trabzon/Maçka'da yalçın tepeler üstüne kartal yuvası gibi kurulu Sümela Manastırı'na yürüyerek yirmi dakikada ancak çıkılabiliyor. Tarihçiler, kilise neden bu tepeye inşa edildi sorusuna, ilk Hıristiyanlar Romalı askerlerden saklanıp gizleniyorlardı, diye cevap veriyor. Bu soru sizi bilmem, beni tatmin etmiyor.

Çünkü Hıristiyanlar tehlike geçtikten sonra binlerce yıl daha bu manastırda yaşadı, cihan harbine kadar. Bu soruya başka tür cevap bulmak için başka bir soru soralım. Kilise binlerce yıl bir kıyamet takvimi yönetiyordu, her yüzyıl başı İsa inecekti, yılbaşılarında inecekti, şuraya inecekti, buraya gelecekti, diye. İsa'nın nereye ne zaman ineceği sorunu kilisenin her günki işiydi.

İşte Sümela Manastırı milyonlarca ladin ağacının (çam türü) ortasında, canlı yayın arabası gibi milyonlarca çam ağacını izliyor, İsa'nın hangi çam ağacına ineceğini buradan gözleyebiliyorsunuz. Yani, Sümela Manastırı'nın buraya inşası, buradaki milyonlarca ladin ağacından dolayıdır.

Tabii bu benim düşüncem, siz de başka sorular sorun. Ancak kilisenin bin yıllık iktidarı bir fikir değil, bir dünya gerçeğidir. Binlerce yıl hüküm sürmüş kilise iktidarı, bugün, karanlık çağ, ortaçağ, skolastik (dini dogmalar) çağı gibi adlarla tarif edilir.

Bir de şu soruyu soralım. Zamanla gaddarlaşan ve mutlak bir egemenlik kuran kilise, gücünü hangi silah/ordulardan alıyordu?

Cevabı şaşırtıcı? Kilisenin silahı yoktu. Ta ki 10/11. asırda Haçlı seferleri başlayana dek.

Peki bir soru daha! Öldürmeye ve silaha inanmayan kilise, tarihin en zalim hakimiyetini nasıl kurabildi?

Şöyle. Kilisenin silahları başkaydı. Birincisi ve en önemlisi kıyamet düşüncesi/teorisi...

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

Bir sonraki 5 yazının listesi.
Nihat Genç: Kapitalizme Yumruk Atmak Elimizde [ 14/03/05 - 1380 ]
Nihat Genç: Karışmak [ 10/03/05 - 1513 ]
Nihat Genç: İç ses [ 03/03/05 - 1508 ]
Nihat Genç: Dert bir değil [ 24/02/05 - 1940 ]
Nihat Genç: SEKA'nın yanındayız [ 20/02/05 - 1023 ]

98 Yazı (20 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 ]
Kategori ve Yazarlar

Arşive Geçenler
19.10.06
Orhan Pamuk ve Nobel
20.08.06
Nuh'un Gemisi Neresi ?
31.07.06
Dünyanın en aşağılık medya patronu kim ?
24.07.06
Öfkemizi Kusalım!
17.07.06
Ece Temelkuran'a yanıt!
Engin Ardıç'a yanıt!
26.05.06
Karakutu Tv'ye 6 yeni klip eklendi.
12.05.06
Söyleşi
10.05.06
Karakutu Tv'ye 7 yeni klip eklendi.
06.04.06
Davetinizden Gurur Duyuyoruz
16.02.06
Müslümanlık eğilmiyor, bükülmüyor bunu gördüler
17.01.06
Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
04.01.06
Skytürk'te 30 Aralık Cuma Günü Yapılan Nihat Genç Söyleşisi: Orhan Pamuk Üzerine
09.11.05
ARAPLAR İNSAN DEĞİL Mİ?
23.09.05
Nihat Genç'le Söyleşi
06.09.05
NİHAT GENÇ: CİHAN DEMİRCİ LEMAN'A İFTİRA ATTI
01.09.05
Nihat Genç, Serdar Turgut'un ''Gösteri Maçı'' Teklifini Kabul Etti.
30.08.05
Nihat Genç, Serdar Turgut'un Hakkındaki Yazısına cevabı
29.08.05
Akşam'dan ayrıldı. NİHAT GENÇ'İN İSTİFA YAZISI
25.08.05
Etnik kanser hücreleri

Eski Haberler




KarakutuTv
·AKA ARAMA KURTARMA
·AKA ARAMA KURTARMA
·AKA ARAMA KURTARMA
·Moya Brennan - Joy To The World
·Moya Brennan - Rinne Tu (you made)
·Máire Brennan- Where I Stand
·Máire Brennan- To the Water
·Máire Brennan - Follow the Word
·Maire Brennan - Whisper to the wild water
·MOYA BRENNAN - No Scenes of Stately Majesty

devamı...

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke