 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 93 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Nihat Genç: Nihat Genç Karakutu.com'da okuyucuları ile buluşuyor!
|
|
Ve Nihat Genç okuyucuları ile sitemiz aracılığı ile
buluşuyor!
Nihat Genç haftalık olarak okuyucularına sitemiz
Karakutu.com -
Nihatgenc.com
(sevenlerinin - okuyucularının resmi fan sitesi)
üzerinden ulaşacak...
Merak
ettiğiniz, sorulmasını istediğiniz, cevaplamasını istediğiniz her soruya
haftalık olarak cevaplar verecektir.
Nihat Genç' e sorularınız için tıklayın
|
Nihat Genç: Trabzon'dan aydın göçü
|
|
Trabzon şaşılacak bollukta sanatçı, edebiyatçı, tarihçi, din adamı, siyasetçi
yetiştirmekle şöhret bulmuş bir şehir.
1800'lerden başlayarak şehrin yakın tarihi üzerine sosyal çalışma yapanlar,
Trabzon'un çok hareketli, kültürlü ortamı karşısında şaşkınlık yaşar. Ayrıca
Trabzon, İpek Yolu'nun en hareketli limanıdır.
Bu
coğrafyaya yüzlerce ayrı ırk ve renkte ve çeşitlilikte kültürler bu limanla
taşınmıştır. Macar'ından Bulgar'ından Ortadoğu'sundan ve Asya'nın her ırkından
çeşitleri hala Trabzon köylerinde bulmamız mümkündür. Şehrin ırk, etnik yapı,
dil,
folklorü üzerine yapılan çalışmalar, karşımıza dünya coğrafyasının en
renkli/en zengin sosyal yapısını çıkartır.
Trabzon'da bugün dahi sıkı edebiyat dergileri, klasik müziği ve bunların
lokalleşip gelenekselleştiği sosyal
kurumlar hep yaşamıştır. Ancak Trabzon'da en
sert sosyal dönüşüm yılları 1980'lerdir ve gözümüzü bu yıllara dikmek
zorundayız. Bu süreç 1960'lı yıllarda başlamış tam bir sosyal patlamayla
90'larda doruğa ulaşmıştır.
Bu sosyal dönüşüm, şehrin yakın köylerinin şehre akması ve şehirli aydın nüfusun
şehirden kaçmasıyla oluşmuştur. 1980'li yıllardan sonra denilebilir ki, bambaşka
bir Trabzon çıktı ortaya. Sağ politikacıların hükümdarlık
kurduğu ve ideolojik
tabiriyle tutucu, bağnaz kalabalıklar oluştu. Aynı şekilde sağ politikacıların
koruması ve mafyatik çeteleşmeye evlatlar yetiştirdi.
|
Nihat Genç: Galeyana gel, bir iki galeyana
|
|
Mersin'de bayrak yakma olayından hemen sonra hız kazanan gerilim, Trabzon'da
linç girişimi gibi ürkütücü noktalara
taşındı. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Madımak
günlerini hatırlıyor, korkuyoruz. Bin defa Allah korusun, Allah korusun, diye
dua ediyoruz.
Akşam Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut, Trabzonlu bir yazar olmam hasebiyle
benden konuyla ilgili yazı istedi. İsabet etmiş. Sadece Trabzonlu olmam değil,
üslup olarak da konuya uygunum, çünkü galeyancı bir üslubum vardır, birden
parlayan harlayan edebi tarzım beni Anadolu'da şöhret yapmıştır. Oysa
konuyla
ilgili çok şey bilmiyorum, olsun, memleketimizi anlatmak için bir fırsattır,
girelim mevzuya..
Memleketim Trabzon'u Octavya Paz'ın Meksika'yı anlattığı gibi anlatmak isterdim,
kısmet değilmiş, işin galeyanlı linçli
tarafı bize kaldı, hayırlısı.
Trabzon yeryüzü topraklarının en dramatik şehridir. Çünkü bu şehir tarihten
bugüne sebebi henüz keşfedilmemiş bir gençlik enerjisiyle mağdurdur. Şehvet dolu
enerji. Hangi yokuşa tırmansa
yamaçları söküp indirir. Kabından çıkamayan bu
enerji her insana, her aileye akılalmaz derinlikte ıstıraplar yaşatır. Fatih
1461'de bu şehri aldı, iyi mi yaptı henüz anlaşılmamıştır, çünkü 1807'de laz
uşakları Kabakçı Mustafa'yla ihtilal
yapıp lazlar bir müddet Osmanlı tahtına
dahi oturmuştur. Bugünkü kabadayı ve dikbaşlı kültürü o günlerden miras mı kaldı
bilemeyiz.
|
Nihat Genç: Örgütten Yetişme Tahir Öğretmen
|
|
Öğle sıcağında 7 Haziran günü Kamu Emekçileri Sendikası (KESK'in) eylemi vardı.
Şöyle bir bakayım,
dedim. Çöküverdim kaldırıma, yarım saat sonra fırlar,
kaçarım. Yanıma, sonradan 18 yıllık öğretmen olduğunu öğrendiğim, benim
yaşlarda, çok yaşlı gösteren, sıska, gözlüklü, elbiseleri eskilikten parlamış,
kır saçlı bir bey oturdu. Bin
yıllık arkadaşmışız gibi hemen lafa girdi.
Seri
konuşuyordu. Konuşmamız daha önceden kesilmiş, şimdi yeniden başlıyormuş gibi.
Ne söylese hoşuma gidiyor, ne söylese, durup alnından, elinden öpmek istiyorum,
konuşurken gizli gizli not almaya başladım...
"Bıktık kardeşim, on yıldır bu meydanlara gelip gelip dayak yiyoruz, hiçbir
umudumuz yok. Bu Kızılay'ı yıksak yukardakiler için vızıltı değil.. Olsun, koyu
koyu sövmeden rahat
edemiyor insan. (Yüzünü polislere dönüp) Nasıl ısı gibi
bakıyorlar, suratlarına bak, deli deli gülüyorlar. Bunları kim işe aldı.
Karıların göbeğine muska yazan cinci hocaların torpiliyle polis oldular.
"..Devletin parası yok ki
vermiyor.. Devletin eli bolken verdi mi? Borç yiğidin
kamçısı.. borç kölenin kırbacı olmuş.. Biz on milyon borç alsak uyku tutmuyor..
Milyar dolarları gazeteler kıyak manşet atıyor diye gazete patronlarına
yedirdiler. RTÜK yasası da çıktı.
Bizim yasamız çıkmadı.
|
Nihat Genç: Tarihin En Renkli Ve En Yeni Atlısı:Futbol
|
|
Tüm tarih içinde verilebilecek en yüksek paralar bir sporcuya ödeniyor.
Yüzbinkişilik stadlar, TV başında iki
milyara yakın izleyiciyle tüm tarih içinde
futbol, yeryüzü kültürünün en büyük katılımını sağlıyor. Sporun ve müsabakanın
tarihi şüphesiz çok eski.
İstanbul'da binyıl yaşayan Bizans'ta, bugünkü
Sultanahmet Meydanı'nda
Maviler ve Yeşiller arasında bitmeyen çekişme,
imparatorluğun son yüzyılında "siyasete" dönüştü, spor, sağ-sol gibi,
imparatorluk halkını keskin bir siyasi bıçakla ikiye ayırdı.
Müsabakanın izaha (eleştiriye) muhtaç olması,
maç sonrası tüm taraftar ve spor
yazarlarına yorucu işler doğurtuyor, TV'ler günde üç-dört saat, gazeteler hergün
4-5 sayfasını bu taşkın romantiklerin sloganlarla süslü futbol yazılarına
ayırmak zorunda kalıyor.
Gündelik
hayatın tüm dedikodusu, insanların
birbirleriyle nerdeyse tüm sözlü alışverişlerini belirleyici duruma geliyor.
Birbirlerini acımasızca yerin dibine batıran yazarlar, hakeme, oyuna,
futbolculara, antrenörlere itirazlarını hafta boyu sürdürüyor.
Dik kafalı
isyankarlar mı bu taşkın romantikler, yoksa, yeni bir hastalığı mı
bulaştırıyorlar?
Gittikçe kravatları daha süslü ve renkli, konuşmaları gittikçe
cazgırlaşıyor, komik giysili hokkabazlara dönüşürken, fena halde
öfkeleniyorlar.
Tüm zamanlarında bıkmadan usanmadan "futbol" konuşuyorlar.
Söz ustalıklarıyla bir atı mı şaha kaldırmak istiyorlar, yoksa, angaryadan beyin
tartaklaması bir muhabbet mi? Gürültülü patırtılı bu muhteşem
kargaşanın büyük
mutluluğunu anlamamız lazım. Yakıcı güneş ya da kar yağmur altında, kan-ter
içinde bir topun peşinde koşan futbolcuları modern tarihin en büyük savaşçıları
yapan şey nedir? Hangi kaba arzularımızı, hangi sanat
tutkumuzu, hangi ilahi
sevinçlerimizi saklıyorlar? Bir stadyum dolusu rengarenk bayraklı gençlerin
topluca şarkı söylemesi, kalabalıkların birden istilacı bir düşman güruhuna
dönüşmesinin altında neler yatıyor?
Tabiattan
kopup, topluluk halinde yaşamaya başlayan insanlar, bulundukları
şehri, alanı, tepeyi, arazileri, düşmana karşı savunmak zorundaydılar. Tüm eski
şehir yapılarında kalelerin dik, yüksek, aşılmaz surlarla çevrelendiğini,
korunma güvenlik
sağladığı, bilinen tarih içinde, tüm savaşların kalelerin
savunulması - ele geçirilmesi olduğunu biliyoruz.
Artık bazı "ideolojik" bilgilerimizi de değiştirme zamanı geldi. Sosyal
bilimciler bir halkı, bir milleti oluşturan-kaynaştıran
temel değerlerin dil,
din, ortak tarih, ortak heyecanlar olduğunu iddia ederse de, eksiktir bu tanım.
Daha da geriye, "aynı kale savunması", "aynı istilaya karşı koyma, yani, aynı
kale içinde yaşayan insanların biriktirdiği korkular
heyecanlardır toplulukları
halklaştırıp birarada tutan.
|
|  |
Karakutu Galeri
|
|
Kategori ve Yazarlar
|
|
|