 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 198 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
51 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
İdris Özyol: Yüreğime prangalar vursunlar
|
|
Hukuksuz yüreklerin ve haydut zihinlerin konuşma vaktidir artık. Zifiri gecedir varlığım. Ve sabah denilen hayal bir aldatmadır, bir hiledir, bir tuzaktır. Hayallerimizi, kolumuzu keser gibi keserek gövdemizden, uzak bir kara parçasına attık. Oyalansın modern çağ masallarıyla New York şehri sakinleri ve güzel salonlarda güzel filmler seyretsin Parisliler.
Londra'da dans başlasın, Brüksel'de pazar kavgası. Biz hayallerimizin yerine kocaman kara taşlar koyarak ve silme gece, silme soğuk, silme ateş bir halde hukuk kitaplarını yırtalım gelin. Görgü kurallarını ve nezaket cümlelerini ve hitabet sanatını ve oy verme gerekçelerini kıralım birlikte. Vaatleri ve vaatlerin ardındaki yalanları ve yalanların ardındaki ödlekleri ve ödleklerin ardındaki korku imparatorluğunu devirelim bugün. Dağların ve soğuk suların ve sularda yıkanan kavruk yüzlerin hatrına devirelim hem de.
Ve sorduklarında bize, sağlam gerekçelerimiz olmasın onlara göre. Mantık başka türlü işlesin ve bizim mantığımızla doğsun güneş. Bizim izahlarımızla tutulsun ay. Biz koyalım adını ayrılıkların. İhanetlerin. Ve zaferlerin.
|
İdris Özyol: Beni Yak, Kendini Yak, Her Şeyi Yak
|
|
Yak kendini. bir kandil gibi titrek titrek değil ama dev bir şehir gibi yak. new
york gibi, paris gibi, istanbul gibi yak kendini. yalımları göğe ulaşsın
kalbinden, beyninden ve saçlarından yükselen ateşin.
kıpkırmızı bir ateş topu gibi yürü üstüne hayatın. üretilen ve paketlenen ve
kirli ve temiz ve iyi ve kötü ve çirkin herşeyin üzerine yürü. tutunduğun bütün
dalları ve sana yasaklanan ormanları yak. sherwoodu yak, robin hoodu ve
diğerlerini ve bizimkileri ve sizinkileri ve ergenekonu ve endülüsü ve bu sabun
kokulu tarihi ve veliaht ölülerini ve kazanılmış bütün zaferleri yak.
|
İdris Özyol: Sizden Nefret Ediyorum
|
|
'Rezil olma hakkımı kullanıyorum, beyaz çorap giyme ve halk otobüslerinde
yolculuk etme hakkımı. 'yoz' diye bir köşeye attığınız ne kadar müzik varsa
dinleyeceğim hepsini ve Müslüm Gürses konserlerine cebimde jiletle gireceğim.
simit yiyeceğim ve lahmacun ve kebap ve isot biberi yiyeceğim ve ayran içeceğim
bunların üstüne.
korktuğunuz partilere oy vereceğim ve sonra o partileri pat diye bırakıp başka
partileri deneyecek keyfimin kahyası. günün en civcivli saatlerinde uzanıp
uyuyacağım parklarda ve topuğunu ezdiğim ayakkabı cesetleri yattığım bankların
ucuna düşecek. terleyeceğim ve hayatının en uzun koşusuna çıkmış bir at gibi
kokacak vücudum.
cicili bicili sözleri, ince iltifatları tutmayacak aklım ve ilk
kez gördüğüm birşey gibi bakacağım bana 'beyefendi' diyenlerin suratına.
adımla
çağırın beni, sadece babamın kulağıma okuduğu isimle.
|
İdris Özyol: bir overlokçu kıza ilanı aşk!
|
|
Bize, "İşte İstanbul" diye gösterdikleri bu işkembe, bu kenar
mahalle, bu Esenler, bu Bağcılar, milyonlarca trajediyi her sabah konfeksiyon
atölyelerine, getir götür işlerine,
telefona bakılan ofislere, minibüs
koltuklarına doğru akıtırken, bazen bir kara göz,
bazen sahte bir sarışın saç
çalınır gözlerime.
Adı belki "Avcılar Güzeli Y.," belki "Yenibosna Güzeli F.,"
belki de bir başka mahallenin veremli kızı "K." olan bu gözler ve bu saçlar,
ağır koşullarla ağır hayalleri harmanlayarak ve çoğu kez bu harmanın altında
ezilerek, yorgun ve hüzünlü bakışlarla süzülüp giderler zihnimizin arşivine
doğru.
|
İdris Özyol: kül yanar mı?
|
|
İki ucundan tutup biraz çekiştirsek, genişler mi hayat? "Çıkarın
bizi burdan" diye bağırıyor adam Ağır Roman'da.
Çıkartırlar mı bizi burdan?
Saçlarımızdan tutup sürükleyerek getirdikleri bu köle pazarında, bu kurtlar
sofrasında, ağzımıza bir avuç su uzatacak babayiğit kaldı mı? Yeryüzü denilen bu
muazzam genişliğin ortasında sürekli daralan, sürekli daraltan, sürekli kanayan
ve sürekli kanatan bir eşkıya, bir asyalı, bir kara çocuk gibi oturup, hayata ve
kendimize dair şeyler düşündük. Bir sonraki savaşı bekledik hep, bir önceki
savaştan kurtulunca. Uzakta, şehir ışıklarının okuyla yaralı bir gece uzanıyordu
ve ağlıyordu o gecenin çocukları. "Bütün şehirlere lanet olsun" der gibi
oturuyorduk, hayata ve kendimize ait düşüncelerin önünde. Şimdi ayağa kalkmak
caiz mi? Şimdi yürümek ve yürümek ve yürümek sadece, hiç savaşmadan ve geçerek
düşman orduların uzağından ve pusuya düşmeden ve dinlenmeden ve su içmeden,
sadece ve sadece yürümek istiyor adam. Her adım, topraktan çekilen ve
gökyüzünden inen bir şeyleri, bilmeyi ve anlamayı, saç tellerimizden ve ayak
parmaklarımızdan alarak kalbimizde biriktirecek. Kalbimiz yeryüzüdür bizim ve
yeryüzü kalbimizdir. Biz susarak ve susayarak öğrendik savaşmayı. Kılıcımızı
sallarken Çit çıkmadı ağzımızdan. Sakin ve serin ve basit bir şeydi inançların
için ölmek. Bir fikre, sevgilimize bağlandığımızdan daha ağır bağlandık ve
aşktan daha öte bir şeydi kavga. Aşk bu yüzden anlamlı, kavga bu yüzden zordu
zaten.
|
51 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|