 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 257 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
51 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
İdris Özyol: Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım!
|
|
Meydanların orta yerinde yaktığımız bir kamyon lastiği kadar
olamadın be yüreğim.
"Kopartıp at" diyorum acıyan yerlerini. Bu İğler sana ağır,
bu iğler sana yabancı ve inadına gereksiz "bu aşk." Döndür kendini güneşe,
yeryüzüne doğru uzat ayaklarını ve sakin ve mağrur ve kendin olarak bak dağlara,
denizlere, insana. Ve insana bakmak bir tür dua olsun gözlerinde, bir tür
yakarış olsun ettiğin her cümle, kullandığın her kelime. Uşakların ruhundaki
çamur ve efendilerin eteğindeki adi renk bulaşmasın sesine.
Kendi sesinle sev
hayatı ve okşa yediğin her ekmeği, içtiğin her damla suyu. Besmele yerine geçer
aşıkların "ah"ı. Ah, ihanetine sürgün edildiğim kavga. Ah, kavgasına sürgün
edildiğim ihanet. Anadolu'yu sever gibi sev beni. Bir köyü anımsar gibi anımsa,
bir ilçeyi tanır gibi tanı.
Ve uzak yerlerinden yurdumun ve bana en yakın
sokaklarından ayrı ayrı seslen ve sesindeki uzaklık ve sesindeki yakınlık
imtihanım olsun. Ve kalbimin yağıyla tutuşsun gece.
|
İdris Özyol: Köpekler Geceye Doğru üç Kez Havladı...
|
|
Bir gece sokaklara vuruyorum kendimi. Şehrin kalbine kalbine
yürüyorum. Ve ayrı saatlerde belki, uykusuz, rahatsız ve kızgın bir sürü adam,
bir sürü yürek, bir sürü isyan, orta yerine doğru koşuyor hayalin. Gül ve bülbül
söylencelerinden sıkılmış, kenarda durmaktan yorulmuş ve incine incine içleri
nasırlaşmış binlerce gövde, canhıraş çığlıklarla bir aynayı kırıyor. Aynalardan
nefret ediyoruz ansızın.
|
İdris Özyol: Ben Seni Unutmak için Sevmedim!
|
|
Bir gün ansızın, yüreğinin en eski köşesi, uzun yılların gerisine
saklanmış bir yara, bir hayal, bir fotoğraf bütün dehşetiyle fırlayıp öne, seni
saçlarından tutarak büyük girdaplara doğru çeker. Bir vakitler ağlayamadığın bir
aşka, belki on yıl sonra, bugün, iki damla yaş düşürürsün.
Bir demli çay, bir
simit ve bunların yanına iliştirilmiş bir paket sigara, seni bir fotoğraf
karesinin içinden çıkarıp, geçmişin sisli, flu ve insanın içini kanatan
kaldırımlarına atar. Bütün şiirlerde kaldırımları, bütün kaldırımlarda bir büyük
şiiri ararsın. Ve aslında aradığın her şeyin içinde itiraf edilmemiş, sende
gizlenmiş, itinayla saklanmış bir aşkın silueti dolaşır.
Bir bıçağa benzeyen bu
siluet, kalbinde açtığı deliği, sarhoş salınımlarla, her gün biraz daha
genişletir. On yıl mesela, her gün biraz daha derinleşir acı ve her gün biraz
daha derine gömerek onu, yeni yeni umutların ardına düşersin. Her yeni, o eski
resmi biraz daha büyütür sadece. Ellerinden, gözlerinden, gövdenden,
hayallerinden, isinden gücünden daha büyük olan bu resmi bir gün hiç taşıyamaz
hale gelirsin ve yara bütün şiddetiyle patlar
|
İdris Özyol: Uzaklar Hiç Bu Kadar Yakından Saldırmamıştı!
|
|
Bir Cemal Süreya dizesiyle kıvranıyor zihnim: "Yalnız aşkı vardır
aşkı olanın." Yıkıla yıkıla ağlayan adamlar gördüm ben ve o adamlara uzaktan
bakmaya çalışan kadınlar.
Yıkıla yıkıla ağlayan bir adamın yanına yaklaşmak
tehlikelidir çünkü. Yaralı bir aslanı kimse tutamaz. Bütün aşklar yaralıdır
biraz ve bütün yaralarda aşka ilişkin bir yan vardır. Avuçlarımızda biriken kanı
yüzümüze sürerken, "Bu ne biçim aşk?" diye soracak birileri ve soğuk ve derin ve
deli gözlerle bakacağız onlara.
"Neyin anlamı var ki zaten" demek istiyor canım
ve belki bunda ilginç manalar buluyor ruhum. Kim bilir? Bir ayrılık şarkısı
olmak isterdim ben, yağmurlu havalarda söylenen bir ayrılık şarkısı.
"Bu sabah
yağmur var İstanbul'da! Gözlerim dolu dolu oluyor" gibi bir şey olmak isterdim.
Böyle bir şey olmama izin vermeyenlerden nefret ediyorum şimdi. Kim ki beni
hayatının önemli bir yerine koyarsa, fena halde yanılmış olur. Hiçbir yerde
durmayı sevmediğimi söylemiş olayım önce. Kalpler karşısında küçüğüm ben. Ve
yalancı ve barbar ve kaba ve sertim. Kırdığım hayatlar yüzünden çoktan hak ettim
idamı. Bir sokak arasında kıstırıp vursunlar beni. Çapraz ateşe tutulsun
ihanetim ve fütursuzca girdiğim bahçelerden çaldığım elmalarla yakalayın beni.
Cebimden alçaklığım çıksın kimlik yerine. Kanlar içindeki suratıma bir tekme
savurmayı ihmal etmeyin sakın.
"Bu ne biçim aşk?"diye sorsun BarbarosCamii
delikanlısı ve o kara çocuk sıksın ilk kurşunu. Gerisi gelir nasılsa...
|
İdris Özyol: Ben Bu Aşkın Militanıyım
|
|
Sizi ateşe doğru koşmaya davet ediyorum bayan. Üstünden
sürüldüğümüz toprakları ve saraylara rehin bıraktığımız kalplerimizi geri
almalıyız.
Geri almalıyız kulağımıza fısıldanan isimleri ve unutmamız için
çırpındıkları zihinlerimizi, yoksul evlerde öğrendiğimiz alfabeyi,
ceketlerimizin sökük uçlarını, kapılardan önümüzü iliklemeden girme cesaretini,
umarsız tarihi, sarhoşluk bilgisini ve kötü vatandaş olma hakkını geri
almalıyız. Sözümü?, üstüne söz söyletme kimseye bayan.Silelim gözlerimizden
işgalcilerin çığlıklarını ve yalanlarını onların kopartıp atalım
kulaklarımızdan.
Bütün yeryüzü ülkemizdir bizim ve kurtuluş bir zerdali gibi
duruyor dünyanın bütün ağaçlarında. Dünyanın bütün ağaçları aşkımızın özgür
topraklarını bekliyor. İnsana, halka, toprağa, havaya ve suya olan büyük
aşkımızın topraklarım bekliyor hayat. Ve durmak yok birbirimizin cesaretine
doğru sürdüğümüz atlara. Cesaret, ne bol sıfırlı bir çek, ne de üçyiiz kilometre
hızla sürülen son model arabadır.
Cesaret, senin ellerinden benim ellerime
taşınan ısı ve benim gözlerimden sana doğru uçan narin bir kelebektir. Kırılgan
ve şeffaf olduğu için gereklidir cesaret ve cesur adımlarımızla şekillenir
aşkımız.
|
51 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|