 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 277 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Makale: Münir Göle: Borges’in Geceliği
|
|
Borges’i eskiden beri döne döne okuyorum; elinden, son zamanlarında da dilinden
çıkanların hepsini okudum herhalde; hakkında yazılan biyografilere, eleştirel
kitaplara, incelemelere, söyleşi kitaplarına erişebildiğimce uzandım; Borges’in
verdiği sayısız referans kitabını buldum, karıştırdım, indirdim. Kimi
konferanslarını, kimi televizyon programlarını, kimi konuşma ve tartışmalarını
izledim, dinledim. Borges’i daha iyi okuyabilmek için İspanyolcayı söktüm.
Buenos Aires sokaklarında onu kendime hayali bir rehber olarak aldım, yaşadığı
iki adrese, gittiği confiterialara, kitapçılara uğradım; onun yazılarında bıçak
dalaşlarına sahne olan bölgelerin şık semtlere dönüştüğünü gördüm; Epifanía’nın,
ya da Borgeslerin taktıkları isimle Fanny’nin yaşadığı, turistler için tango ve
Maradona anlamına gelen yoksul La Boca mahallesinde dolaştım.
|
Makale: Richard Polt: Martin Heidegger: Tarih, kalıtım ve yazgı
|
|
Heidegger şimdiye kadar tarih üzerine fazla bir şey söylemedi, fakat o
tarihi, Varlığımızın can alıcı kesinliği olarak gördü. Aslında bu konuyu niçin
daha önce açmadığını anlamak için daha önce geçen birçok olgunu ayrıntılı
yorumunu yapmalıyız. Varlık ve Zaman’ın ikinci bölümünün beşinci kısmında
otantik varolmanın heyecanlı betimlemelerinde ve varlığımızın tarihsel karakter
biçimlerinde bu konuyu açmak işin hazırdı.
Heidegger yalnızca savaşların, denemelerin, politik hareketlerin ve
benzerlerinin akademik araştırmaları olarak tarihi anlamaz. Gerçekte o, savaş ve
diğer tarihi olguların kendilikleriyle öncelikle ilgilenmez. Onun asıl amacı,
insan varlığının gerçekteki tarihi doğasıdır. Heidegger bunu tarihsellik (Geschichtlichkeit)
diye adlandırır. Geçmiş olayları ve durumları bize anlamlı yapan ve onların
bilimsel incelemesini olanaklı kılan tarihsellik yöntemine şükran borçluyuz.
Buna ilaveten her ne kadar tarihçi olmasak da, otantik varolmamızla tarihsel
olabiliriz.
|
Makale: Ahmet Sait Akçay: 90 Kuşağı’nı Okumayı Denemek
|
|
90 Kuşağı Türk öyküsüne ne kattı, diye bir soruyla yazıma başlamak istiyorum.
Şüphesiz bu soruya farklı yanıtlar verilebilir ve her bir yanıt da kendi
içerisinde tutarlı olabilir. Ancak önemli olan belli bir saptama niteliği
taşıyan argümanlar üretmektir. 90 Kuşağı etrafındaki tartışmaların odağında hep
gerçekçilik yaklaşımındaki tutuculuk var. Eleştirmenlerin çoğu kendiyle özdenlik
kuracağı, sıcaklığı hissedebileceği bir atmosfer öyküsüne daha yakın olduğu
için, merkezden uzaklaşan tüm anlatılar onlar için bir kopuştur. Kimi
eleştirmenler 90’larda öykünün yerlilik bağlamında bir kopuş yaşadığını söylüyor
ve bunu olumsuzluk olarak değerlendirebiliyorlar. Necati Mert, bir yazısında 90
sonrası öyküyü şöyle konumlandırıyor:
|
Makale: Arthur Koestler: Züppeliğin Çözümlenmesi
|
|
İlkel büyü bilinçaltında yaşayıp gitmektedir; madalyon içinde taşınan bir tutam
saç, büyük annemin gelinlik giysisi, ilk balodan arta kalan rengi uçmuş
yelpaze, alaydan kalan madalya, bütün bunlar da yarı –bilinçli- bir fetiş
özelliği vardır. Şarkıcıların giysilerinden parçalar koparan gençler, bir
azizin kemiğinden kopmuş parçaya tapanların yirminci yüzyıldaki örneklerinden
başka bir şey değildir.
|
Makale: Necmi Erdoğan: Popüler Futbol Kültürü ve Milliyetçilik
|
|
I. “ÖLMEYE GELDiK”
Futbol, Türk popüler kültürünün can alıcı ögeleri arasında yer alıyor. Popüler
futbol kültürü, özellikle 1980’li yıllarla birlikte, popüler bilinçteki anlam,
tema, kod, mit ve söylemlerin etrafında örgütlendiği anlamlandırma sisteminin
yoğunlaştığı bir temel “metin” haline geldi.
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|