 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 285 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Makale: Tanzimat Romanlarında Melodramın İdeolojik İşlevleri
|
|
19. yüzyılın sonunda yazılmış ilk Türkçe romanları okuyanların hemen fark
edeceği şey, romanların abartılı duygusal yoğunluğudur. Zira, modern türlerin en
popüleriyle tanışmanın hemen ertesinde yazılmış metinler (bir sonraki asırda
ortaya çıkacak Yeşilçam hikâyelerine nispet yaparcasına) gözyaşıyla, kanla,
cinayetlerle, intiharlarla doludur. Okuyucu, yazarın duygu sağanağının hiç
dinmediği, ruhun hep yükseklerde uçtuğu eserler yazmak için yanıp tutuştuğunu
kolayca anlar. Özellikle roman sonları kanla gözyaşının birbirine karıştığı,
coşkuyla kahrın iç içe geçtiği ve tabii ki suçla cezanın kime ait olduğunun
kari’ye bildirildiği birer patlama ânı gibi planlanmıştır.
Sadece dönemin en önemli ve en üretken romancısı Ahmet Mithat Efendi’nin
eserleri bu yargının dışında kalır. Onun eserleri kan ve gözyaşı gerilimi
üzerine kurulmamış olmak bir yana, okura her zaman metnin kurmaca olduğunu
hatırlatan bir yapıdadır. Yani Ahmet Mithat’ın eserleri okura coşkun bir
maceraya kaptırıp gitme ve cûş u hurûş’a gelme şansı vermez ve hatta bundan
özellikle geri durur. Bu seçimin getirisi metinlerde komik unsurun öne
çıkmasıdır. Onun romanlarında kan ve gözyaşı kahkahayla ikame edilmiştir.
|
Makale: Semih Gümüş: Yazının Yalnızlığı
|
|
Maurice Blanchot kendi yalnızlığı üstüne konuşmamıştır elbette, asıl sorunu
yapıtın yalnızlığıdır ki, ‘Yazınsal Uzam’daki çok yönlü çözümleme özenilesi
derinliktedir. Yazarın ve yazının yalnızlığı kavramının günümüzde anlamını
yitirdiğini düşünenler çoğunlukta. Belki önce bu düzeydeki yalnızlık kavramından
ne anlaşıldığını belirtmek gerekiyor.
Yazınsal uzam çevresinde yapılan üç yüz
altmış derecelik bir dönüşün her adımını yorumlayarak yalnızlık kavramını
derinleştiren Maurice Blanchot, yazarın bir başına bile yalnızlığın anlamını her
zaman koruyacağını gösteriyor.
|
Makale: Ulus Baker: Spinoza ve Aşkın Diyalektiği
|
|
Psikanalist Jacques Lacan Seminer'inin IV No'lu kitabında "aşkın yüce anından"
bahsetmişti (le moment sublime de l'amour). Bu yüce an "aşkın iade edildiği"
andır... Sevgi her zaman karşılığını aynıyla bekleyen bir duygu olarak görünür
burada... Bir karşılıklılık beklentisi --ve çok basitleştirirsek, birini
seviyorsam karşılığında onun da beni sevmesini isterim... Ve sevgi iade
edildiğinde "dünyalar benim olur"...
Oysa psikanalizin en ilerlemiş kavrayışı bile böyle bir "karşılıklılık"
momentinde duruveriyor. Başka bir deyişle aşka dair binlerce yıllık sohbetin
ötesine pek geçemiyor: aşk sevilenle bir bütünleşme arzusudur diyordu Platon
diyalogları... Tek gerçek sevginin tensel değil tinsel, dünyevi değil tanrısal
olabileceğini söylüyordu Aziz Agustinos... Ve bu temalara, gündelik
hayatımızdaki --ne kadar kaldıysa geriye-- idealler açısından halen tanışığız
yeterince...
|
Makale: Heinz Politzer: Franz Kafka, der Künstler
|
|
Pazarlamacı Gregor Samsa'nın devcileyin, bir böceğe dönüşümü, Değişim
öyküsünün henüz ilk cümlesinde gerçekleşir. Daha yerinde bir söyleyişle,
ilgili cümleden önce olup biter bu dönüşüm. Antik bir tragedyadaki gibi,
öyküde olayın yalnızca son perdesinin sergilendiği görülür. Klasik
dramaturginin temel öğesinin, yani kahraman tarafından işlenen suçun ne
olduğu sorusunun ve bu soruya verilecek yanıtın öykünün akışı içinde yavaş
yavaş oluşturulması, Değişim'de kendinden emin bir tutumla bir yana
bırakılır. Okuyucu, cinayeti işleyen kişiyi kıskıvrak yakalanmış karşısında
gören, ama işlediği suç ve peşine düşülmesinin haklı nedenleri konusunda tam
bir kuşku içinde bulunan bir dedektifin rahatsızlığını yaşar. (Bu
rahatsızlık, Dava'da Josef K. ile ilgili olarak büyüyüp katlanılmazlığın
sınırına dek gelip dayanır.)
|
Makale: Ölüm anksiyetesi ve edebiyat
|
|
Rus asıllı varoluşçu psikiyatr Yalom, Tolstoy’un ‘Anna Karenina’sından yaptığı
bir alıntıyla ölüm korkusu karşısındaki uyanışımızın, gündelik hayatın sıradan
görünen olayları arasında bulunabileceğini belirtiyor
Irvin Yalom’un Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek kitabı için masa başında oturduğum
şu gün İlhan Berk ölüme kucak açtı. Uzun ömründe, beyninin kıvrımlarından geçip
kaleminin ucuna damlayan binlerce ses, Yalom’un ‘dalgalanma’ diye adlandırdığı,
nesillere ulaşma işini gerçekleştirmek için artık İlhan Berk’siz devam edecek
yola.
Üstelik bu kitabı elime ilk kez alıp, cümlelerin arasına daldığım zaman yine bir
başka şairin dizeleri hiç durmadan yankılanıyordu kulaklarımda:
Ölüm/ bir ipte sallanan bir ölü./ Bu ölüme bir türlü/ razı olmuyor gönlüm.
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|