neclabolat Yazar

Kayıt: Nov 03, 2007 Mesajlar: 403 Nereden: ankara
|
Tarih: Pzr Ağu 17, 2008 3:23 pm Mesaj konusu: J.J.ROUSSEAU ve EMİLE |
|
|
Jean Jacques ROUSSEAU
Jean Jacques ROUSSEAU 28 Haziran 1712 yılında Cenevre'de doğmuştur.Fransız asıllı ve Protestan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Rousseau’nun doğumundan birkaç gün sonra annesi öldü. Fakir bir saatçi olan babasından tüm eğitimini aldı. Fransız ve eski Yunan edebiyatının klasiklerini öğrendi. Ardından bir papazın yardımıyla Latince’yi de söktü. Babası ise o küçük yaşlarda iken hapse mahkum olunca Rousseau’yu teyzesine bırakarak Cenevre’den ayrıldı. On yaşında eğitimine bir din adamının yanında başlayan Rousseau daha sonra bir gravürcü ustasının yanında çalışmıştır. 12 yaşında okulu bıraktı. Çıraklık yaptığı bütün işleri yarım bıraktı, bir süre ticaretle uğraşmayı denedi, başarılı olamadı. Sonunda, 1728 yılında Cenevre’den kaçıp İtalya’ya gitti. Burada mezhep değiştirerek katolik oldu. Sonradan sevgilisi olan Madam Dö Warens adlı dul ve varlıklı bir kadınla tanıştı ve O’nun himayesi altına girdi. Maddi açıdan rahatlamıştı. Burada kendini geliştirme şansı buldu; sosyal, kültürel ve edebi alanların dışında müzikle de ilgilendi.
Warrens’tan ayrılan Rousseau 1745 yılında Paris’e gitti. Burada, kaldığı otelde çalışan Therese le Vasseur adlı hizmetliye aşık oldu ve evlendiler. Beraberliklerinden beş tane çocukları oldu. Bu çocukları yetiştirilmek üzere Foundling Hospital’e (yetimler evine) verdi.
Rousseau’nun, 1749 yılında Dijon Akademisi tarafından açılan bir yarışmada sunduğu tez ödül kazandı ve bu ödül O’na yazın dünyasında büyük ün sağladı. 1750’de Diderot aracılığıyla Ansiklopediciler’e katıldı. Bu yıllarda Rousseau’nun -hukuk, ahlak, felsefe, siyaset gibi- çeşitli alanlarda yazdığı makaleler büyük tartışmalar yarattı.
Bilim ve sanattaki ilerlemenin ahlaki ilerlemeyi sağlamadığını, doğal insanın medeni insandan
üstün olduğunu ileri sürdü. Toplumsal eşitsizliklere karşı geldi. 1754’den başlayarak gittiği hemen her yerde düşüncelerinden dolayı göz altına alındı, soruşturmalar geçirdi. Emile adlı romanı dini çevreler tarafından tepkiyle karşılanırken, Paris Parlamentosu, kitaptaki dini bölümlerin yakılmasına ve Rousseau’nun tutuklanmasına karar verdi. Aynı yasaklar Cenevre’de de geçerli idi. Sonunda, David Hume’un daveti üzerine 1766’da İngiltere’ye geçti. Ancak Diderot ve Voltaire’le olduğu gibi Hume ile de kapıştı ve 1 yıl sonra Fransa’ya geri döndü. Bir süre adını gizleyerek yaşadı ve hakkındaki kovuşturmalar sona erdiğinde Paris’e döndü. Son yıllarında psikolojik rahatsızlığından ve alkolizmden dolayı sıkıntı yaşadı. Temmuz 1778’de öldü.
Doğal Eğitim Akımı
Bu akımın temsilcisi Rousseau'dur. O'na göre insan doğuştan iyidir.Ancak toplum insanı bozar ve istenmedik davranışlar göstermesine neden olur.
Öğrenci merkezli ve demokratik bir yetişek düzenlenmelidir. Öğrenci bizzat yaparak ve yaşayarak öğrenmeli, doğal bir ortamda karşılaştığı problemleri yine kendi çözmeli, duygularını geliştirmeli, çevresiyle uğraşarak yaşamını düzene koymalıdır; çünkü iyi bir klavuz mu istiyorsunuz; daima doğanın gösterdiği yoldan gidiniz. Doğa hiçbir insana ayrıcalık tanımaz. Doğada her insanın işini kendi başına yapması beklenir. Yapamazsa yaşayamaz. Başarırsa ödülünü derhal alır; başaramazsa cezasını görür; çünkü doğada ödül ve ceza kendiliğinden vardır. Bu yüzden öğrenciye öğüt verilmemelidir.
Rousseau'ya göre güçsüz doğarız, güce ihtiyacımız vardır, her şeyden yoksun doğarız, yardıma ihtiyacımız vardır. Doğuşta neyimiz yoksa, büyüyünce neye ihtiyaç duyacaksak, bunu bize eğitim verir. Bu eğitimi ya doğadan, ya insanlardan ya da eşyadan elde ederiz. Yeteneklerimizin, uzuvlarımızın iç gelişmesi doğanın eğitimidir. Bu gelişmeyi nasıl kullanacağımızı bize insanlar öğretir. Bizi etkileyen nesneler üzerinde kendi kendimize edindiğimiz deneyim ise eşyanın eğitimidir. İnsan bu üç tür eğitimcinin elinde biçim alır. İşte bu üç tür eğitimci aynı hedefleri gerçekleştirirse çocuk iyi yetişir.
Rousseau eğitime dair düşüncelerini ve eğitim anlayışını ayrıntılı olarak ve sistemli bir şekilde ‘Emile’ adlı kitabında açıklamıştır. 1762 yılında henüz ‘pedagoji’ den habersiz olunan bir dönemde yayımladığı bu kitapla yazar, hala tartışılan düşünceleri ile eğitime ne denli önem verdiğini ortaya koymuştur. Eser Avrupa'da yayınlanınca eğitim dünyası çalkalanır. Bir çok taraftar bulur, Kant bunların başında gelir. O'nun görüşüne göre herhangi bir amaç için (bu amaç ister kilise, ister devlet, isterse toplum olsun) araç oalarak kullanılmamalıdır. Bu eser kuşkusuz ondokuzuncu yüzyıl anarşistlerinin ki kadar radikal değidir. Fakat onların düşüncelerinin bir çoğunun habercisi olmuştur. Rousseau'nun eğitim planı, bir bireyin ergenlik çağına kadar ahlaki ve toplumsal sorunlar hakkında akıl yürütemeyeceği yolundaki psikolojik argümana dayanır.
‘Emile’ adlı kitap J.J. Rousseau’nun Emile adında hayali bir erkek çocuğu alarak onu yetiştirmesini konu edinmiştir. Emile beş bölümden oluşan bir kitaptır:Bunlar ilk çocukluk yıllarından itibaren yetişkinliğe dek Emile’in hayatının evrelerini, gelişme özelliklerini ve her evrede nasıl ‘iyi’ bir eğitim verilebileceğine dair önerilerin aktarıldığı bölümlerdir. Sırasıyla,
- doğuştan ilk çocukluk çağının sonuna kadar
- çocukluğun ikinci devresi: konuşan çocuk çağı
- ilk gençlik çağı
- buluğ:insanın gerçek kişiliği bu çağda başlar
- genç adam: hayata giriş
Yukarıda sözü edilen evrelerde Rousseau’nun eğitime bakış açısına dair ipuçları olabilecek temel noktalar aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Rousseau yeniden dünyaya gelmeye ve insanların doğal olarak iyi olduklarına inanıyordu.
“yeni doğan bir bebeğin tamamen masum olduğunu ve kalbinde en ufak bir leke olmadığını kabul etmeliyiz”Emile’de de bu doğallığın korunması için neler yapılması gerektiğini anlatmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:
- çocuklar masum ve savunmasızdırlar ve ‘iyi’ doğalarının korunması için, yeteneklerini ortaya çıkarmaları ve olmak istedikleri şeyleri olmaları için özgür bırakmalıdırlar.
- çocuklara ‘sınırları iyi belirlenmiş bir özgürlük’verip, az hükmetmeli, baskıcı ve aşırı korumacı olmaktan vazgeçmelidir,
“çocuklarınıza hiçbir şey emretmeyin; hatta onların üzerinde en ufak bir otoriteniz olduğunu bile hissettirmeyin. Yalnız o kendinin size ihtiyacı olduğunu ve sizin o ihtiyaçları karşılayabilecek güçte olduğunuzu bilsin…”
- kendi kendilerine iş başarmalarına imkan vermelidir
- başkalarına boyun eğen bir kişiliğe sahip olmamalıdır,
“çocuklarınıza itaatin bir görev olduğu konusunda ikna etmeye çalışırken zor kullanma, tehdit savurma ya da daha kötü olan dalkavukluk ve vaatlere başvurmaktan uzak duramazsınız”
- çocuğun büyüklerine karşı şımarık ve küstah tavırlar göstererek tahakküm kurmalarına, emredici bir tavır takınmalarına izin vermemelidir
- çocuğun oyunları, eğlenceleri, sevimli hareketleri hoşgörü ile karşılanmalıdır. Neşe ve oyun çağını, cezalar, tehditler ve esaret içinde geçirmesine neden olacak kadar abartılı ilgi gösterip, üstüne fazla düşmemelidir.
“çocuklarınız gün boyu oynuyor diye hiç korkmayın; çünkü oyun onları hayata hazırlar’
- çocuk terbiyesinde eskiden beri kullanılagelen rekabet, kıskançlık, arzu, heves, gurur, açgözlülük, korku, ‘kısacası çocuğun ruhunu bozguna uğratacak’ yöntemler kullanılmamalıdır.
- çocuklara yaşlarına göre muamele edilmeli, onlardan yapabileceklerinden fazlası beklenmemelidir.
- çocukların eğitiminde ceza yöntemi rafa kaldırılmalıdır.
“çünkü o kabahatin ne olduğunu bilmez, ona asla af dilettirmeyiniz; çünkü o sizi incitmeyi bilmez. Vicdan ve ahlak kavramlarını anlayamayacak yaştaki çocukları ahlaka aykırıdavrandı diye cezalandırmak ne derece doğrudur? Çocuğunu sıkı bir disiplin altında yetiştiren anne babalar bu satırları okuyunca benimle aynı görüşte olmadıklarını mırıldanacaklardır; ancak unutmayın ki bir çocuk ne kadar baskı altında kalırsa üzerindeki baskı kalktığında o kadar taşkınlaşır. Ailesinin sokağa çıkmasına izin vermediği bir küçük onun yokluğunda hemen sokağa fırlayacak ve özgür bırakılan diğer çocuklar gibi evin önünde oynamak yerine uzaklara gitmek isteyecektir. Tıpkı bir yerde bağlı tutulan köpeklerin, serbest kaldıklarında sağa sola koşuşturmaya başlaması gibi.”
Kısacası çocuk, gelişiminin ilk aşamalarında -bebeklikte ve ilk çocuklukta- kırsal bir bölgede, doğa ile uyum içinde, sınırları iyi belirlenmiş bir özgürlükle, cezalandırmadan, başkalarına itaat etmeden ya da onun başkalarına hükmetmesine izin vermeden, kendi güçlerini tanımalarına fırsat vererek, doğayı gözleyerek büyür. Ancak bu çağda çocuğa ne din, ne bilim, ne ahlak ne de sanat konusunda bilgi verilmez ve böylece çocuk herhangi bir otoritenin baskısından uzak tutulmuş olur.
Eserde Emile'in ne yiyip ne içeceğine ne giyeceğine kadar her şey belirtilmiştir. Rousseau, hürriyeti bütün terbiyelerin temeline koyduğu gibi, beden terbiyesinin temeline de koyuyor. Her şeyden önce vücudun ve uzuvların serbestçe hareket etmesi gerekir. Vücudun ve uzuvların serbest, gelişigüzel tabiatın istediği gibi hareketine izin vermeyen bir terbiye Rousseau'nun nazarında tabiata uygun bir terbiye olamaz. Hraeketsizlik çocuğun büyümesine engeldir.
Muhakeme yaşına gelmeden önce çocuğa toplumsal olaylar ve ahlaki varlıklar hakkında bilgi içeren kelimeler söylersek çocuğun kafasına girecek ilk yanlış fikirler bütün hataların tohumudur.
Çocuğu yalancılıktan korumak için ona kötü örnek olmamalı, yalan söylememelidir. Sorulan sorulara cevaplar daima ciddi, kısa ve doğru olmalıdır. Çocuğa gerçekleri olduğu gibi anlatmalısınız. Onların üzerine bir şey örttünüz mü çocuk zahmet edip de bu örtüyü kaldırmaz. Ayrıca öğrenciye yaşamda yararı olacak bilgi ve beceriler kazandırılmalıdır; çünkü doğada yararlı olanlar onun yaşamasını, mutlu olmasını sağlarken, zararlı olanlar ölmesine ve mutuz olmasına sebeptir. Bilgin olacaklarına iyi insan olsunlar.
Rousseau, kitapların çocukluğun en büyük dertlerinden biri olduğunu düşünüyordu. Çocuğa okuma öğretilmemelidir demek istemiyordu, fakat bu okuma öğretiminin deneyime ve zorunluluğa dayanmasını savunuyordu. . Örnek olarak, Rousseau’nun küçük kahramanı Emile, akşam yemeği ve parti davetiyeleri alıyor fakat bunları kendisine okuyacak birini bulamıyordu. Bu deneyimler sonucunda Emile kendi çıkarı için ve zorunlu olduğundan okuma öğrenmeye girişecektir.
Ergenlik aşamasında Emile’e ahlaki yönlerine değinilmeden toplumsal ilişkilerin yararlılığı gösterilmektedir. Toplumdaki karşılıklı bağımlılık ve toplumsal örgütlenmenin önemi örneğin el sanatlarını ve zanaatleri öğrenerek görmesi sağlanmaktadır.
“bir çocuğun toplumsal bağlar hakkında fikir sahibi olmasını istiyorsanız onu bir gün marangoza götürün, bir gün demirciye başka bir gün fırına ve ayakkabı tamircisine. Bu şekilde hem kendisine uygun mesleği seçmesine yardımcı olursunuz hem de toplumun parçalardan oluşan bir bütün olduğunu görmesini sağlarsınız..”
Böylece toplumsal örgütlenmenin önemini, kişisel yararlılığını ve zorunluluğunu yaşayarak gören Emile akıl çağının başlamasıyla birlikte, inanç temelinde değil zorunluluk ve gereklilik temelinde düşünmeyi ve karar vermeyi öğrenmiş olacaktı.
Ve Rousseau Emile'e Tanrı'yı 18 yaşına geldiğinde -yine de erken olabileceği kuşkusuyla- tanıtır. Eğer bu yaştan önce Tanrı inancı verilseydi Emile kendi aklıyla kabullenmiş değil, babası öyle olduğunu söylediği için içselleştirecekti. Ancak Emile şimdi Tanrı'yı kendi aklı ve bilinciyle kabul eder.
Sonuç olarak, Rousseau, toplumun önyargıları kaldırılırsa ve birey doğaya uygun ve dengeli bir şekilde yetiştirilirse aklın onun eylemine rehber olacağını söyler. Emile eğitiminin sonunda ne öğrendiği sorusuna cevap olarak zorunluluğu öğrendiğini ve hayatın son zorunluluğunun ise ölüm olduğunu kabul ederek özgür olmayı öğrendiğini ifade etmektedir. Bununla beraber özgürlük yasaların bekçiliğiyle ulaşılabilecek bir şey değil ‘özgür kişinin yüreğinde bulunabilir’.
Kaynakça
Ayferi GÖZE, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler,1989
Vahdet GÜLTEKİN, Jean Jacques ROUSSEAU,1979
Jean Jacques ROUSSEAU,Emile yahut Terbiyeye Dair,1966
Joel SPRİNG, Özgür Eğitim,1991
Veysel SÖNMEZ, Eğitim Felsefesi,1993
http://80.251.40.59/education.ankara.edu.tr/aksoy/eky/b0506/ytorun.doc |
|