1986 yılının 4 ağustosunda muhtemelen kafam yarılmıştı taş savaşında gerçi kafamın hangi gün yarıldığının önemi de yoktu hani. Ama Turbo sakızlarından çıkan araba resimlerinin en güzelleri ve en geniş serisi bende idi. Bilye oyununda hiç becerikli değildim ama o sıcak ağustos günlerinde ülke çalkalanırken ben Yakari'ye öykünen çocukluğumla Ekim ayında başlayacak TRT-2 yayınlarını düşünüyordum henüz siyah-beyaz tv vardı evde ve ben şöyle bir akıl yürütüyordum ekran ikiye ayrılır problem yok ama sesler nasıl karışmayacak.....
En büyük hayalim Pinokyo marka kırmızı bisikletti, Bu ülkenin Yargıtayı 4 ağustosta karar vermişti Bülent Ersoyun erkek olduğuna ... Ne yıllardı şimdi güldüğüm bu kararı ülkenin en büyük yargı erki ciddi ciddi düşünüp karara bağlayıp açıklıyordu....
Tonton başbakanın eşi papatyaları toplamıştı.... Ve ülkede çeşitli trafik kazalarında 16 kişi ölmüştü....
Voltran sakızları vardı ama hiç birinin tadı Tipitip ve şimdilerde üretilmeyen Pembo gibi değildi.....
1988 yılının ağustos ayında muhtemelen dudaklarımın üzerinde beliren tüycüklere inat Cobra marka bisikletimle mahallede tozarken dedem senenin ilk yaş inciri kopartıp 4-5 parçaya bölüp aile fertlerine şifa niyetine dağıtıyordu. Annem radyo-1 dinlediği Sinop sahillerine vuran zehirli varillerden bahsediyordu.
Mavi Ay ile Cybil vs..(.Medie Hays ) ve Bruce Wills (Adisson muydu...) evlerimize konuk oluyordu... Müziği hala aklımda...
İran Irak savaşında eteşkes sağlanmasına daha 4 gün vardı......
En büyük hayalim keten şalvar pantolon ve babamın gömleklerimin kollarını kıvırmama kızmamasıydı....
1994 yazı sanırım çok sıcaktı ...
ÖSS ÖYS derken yesede yemesede bitmişti sınav maratonu ... 87 kiloydum ve kilo vermeye çalışıyor saçlarımı uzatıyordum... Ehliyet sınavına az kalmıştı.....
Üniversite hayalleri arkadaşlarımla baş sohbet konusu idi...Kahveye takılıp bilardo oynuyordum....
Gazoz mu o ne !!! Sen bana maden suyu getir.....
Toparlak halimi geride bırakıp üniversiteli olma hayaline top sakal bırakma arzusunu katıyordum....
Dünya kupası yeni bitmiş, futbola doymuştum.....
Özel Tv'ler sarışın ve güzel başbayan hakkında habire yazıyorlar...Levent Kırca'nın en keyifli Olacak O Kadar'ları tekrar tekrar izleniyordu.....
Üzerinden 5 Nisan kararları geçen güzel ülkemin memurlarından olan babam oğlunun üniversite masraflarını muhtemel düşünüyordu...
Bosna Hersek kendi parlamentosunu ilan etmişti....
Sıcak ama reşit bir yazdı.....
En büyük hayalim İstanbul'da bir üniversitede okumak, tek başına bir evde kalmak, zayıf ve uzun saçlı olmaktı....
86 da radrasyonlu çay içtik, sayın bakanımız Cahit Aral televizyona çıkıp, "Bakın çayda radrasyon yoktur, ben içiyorum..." buyurdular...
Beşiktaş şampiyon oldu ve Tanju Çolak Avrupa gol krallığında bronz ayakkabı aldı...
Naim Süleymanoğlu Türkiye'ye geldi ve gelir gelmez Turgut Özal'ın manevi oğlu ilan edildi..
Celal Bayar vefat etti...
Başbakanın kızı ve davulcu damadına Jaguar marka otomobil hediye edildi, Zeynep ve Asım'ın başı bu yüzden epeyce ağrıdı, Turgut Özal bu olayı pek önemsemedi...
Eyüp Can Avrupa boks şampiyonasında bronz madalya aldı ve ardından Danimarka vatandaşlığına geçeceğini açıkladı...
Hayali ihracattan yargılanan Yahya Demirel'in 23 yıllık hapis cezası yargıtaydan geri döndü ve serbest bırakıldı...
On beş yaşındaydım, sigaraya yeni başlamıştım, tüm dünyayı değiştirebileceğimi sanıyordum ve bir topun peşinde neredeyse beş saat koşuyordum...
1997 yılının ağustos ayında hava nasıldı hatırlamıyorum ama gündem sıcaktı
O zamanlar RP Genel Başkanı olan Necmettin Erbakan partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, 8 yıllık kesintisiz temel eğitim yasa tasarısı ve partisinin kapatılması istemiyle açılan dava hakkında malum görüşlerini açıkladı.
Tek ve sefil bursumu biriktirmiştim babam da yardım etmişti ve tek başıma yaşadığım küçük şirin sarayıma bir üniversite öğrencisi için en büyük hayal olan tam otamatik çamaşır makinesi almıştım spot piyasadan ( o zamanlar spot piyasa vardı faiz- döviz kıskacında para kazanan).....
Artık 4 sınıftım ve yarıyı geçmiştim fakültede....
Terminatör -2 senaryosundaki 1997 ağustosu gelmişti 3 milyar insanın öldüğü felaket gerçekleşmemişti...
1 gün sonra haber bültenlerine..Güney Kore Havayolları'na ait Boeing 747 tipi uçağın Guam Adası'nda dağlık bölgeye düşmesi sonucu 254 kişinin öldüğü, 29 kişinin de kurtulduğu düşecekti....
3 ağustosta Ankaragücü ile barebere kalan Galatasaray için spor gazetelerinin manşetlerine Galatasaray bu sene tadsız yazılıyordu...
Sanırım o sende aşık olmamıştım....
Evimdeki demir parmaklıkları kendim boyamıştım....
1978 yılından kalma 14 dakika durup 35 dakika çalışan kapağı kırık soğutma görevini gerçeleştirmekte sıkıntı çeken Buzdolabıma inat (markasıÖz bilmemne idi, sonraları kardeşim o buzdolabını atmak istedi ama eskiciler bile almamıştı, manda ölüsü gibi o buzdolabını Topkapıdan 1 çingene hamal ayarlayıp çöp çıkarılan bir salı sabahı apartmanın önüne koyup okuluna gitmişti, çöp toplayıcılar bile almamış ancak insaf sahibi bir eskici gece vakti gelip apartman girişinde 20 saate yakın kalan o dolabı götürmüştü ) Bosch marka full otamatik çamaşır makinem vardı....
Eve dönüşlerde kirli çamaşır dolu valizlere elveda demiştim...
En büyük hayalim Tus'a iyi çalışmış okula ceyo terlikle gidip gelen aşık bir intörn olmaktı....
En son gece tarafından Pts Ağu 04, 2008 10:31 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
yaşanırken zordu...
şimdi dile kolay geliyormu... 10 yıl sonra yine buralarda ömür olursa anlatırsınız inş dinliyorum... Soba başı hikayeler gibi... Bu sıcakta ne sobası demeyin ne biliyim öyle geçti içimden.
Artık intörndüm ama ceyo terlik sanırım pahalı gelmişti....Fakülte hayatım boyunca en samimi olduğum 3 arkadaşımdan 2'si şimdi eşleri olacak kız arkadaşları ile beraber oluyorlardı, diğer arkadaşım ise her çiçekten bal alma derdinde idi, yalnızdım....
Playstationın ilk versiyonu elimize geçmişti nereden denk geldi ise ve biz Tus çalışmaya vakit bulamıyorduk..
Can Yücel hayatının son 8 gününe girmişti.
Türkiye o inanılmaz felakete hızla yaklaşıyordu.
11 ağustosta güneş tutulması olacak tüm uyarılara rağmen biz Göğüs hastalıkları servisinden aldığımız röntgen filmleri ile koca koca profesörlerle beraber tutulmayı izleyecektik......
4 ağustos çarşamba günü TRT-1'de sanırım 16-10'da Kamber ağayı izlememiştim.
ama dünyayı gezen UZAKLAR'ı kaçırmazdım....
Çalışma programı yapmıştım ps-1'den fırsat bulsak patoloji ile başlayacaktım....
Gazetelerde Başbakan rahatsızlığı nedeni ile yürüyemesede Başbakan yadımcısı Özkanın 1968'de dans yarışmasında birinci olduğunu yazıyordu. Ahmet Hakan hala mahallenin çocuğu idi.
Ve hiç bir zaman şu haberi hatırlamayacaktık.....
"Samsun'da halasının yanında kalan Kezban Eköz (17) girdiği bunalım sonucu oturduğu binanın beşinci katından gözlerini bağladıktan sonra atlayıp canına kıydı."
Gözlerini bağlayacak kadar korkak ve ürkek, ölecek kadar yılmış.......
dolar 426,819 türk lirası idi ve ekonomiyi Ecevitin mavi gömleği veya güvercine benzemeyen karagünler bekliyordu... Net hatırlıyorum hava sıcaktı...
ailem yaz tatilinde ben memlkete gene gitmeyince yanıma gelmişti...
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ilköğretimin 5. sınıfını bitiren öğrencilerin yaz tatillerinde Kuran kurslarına gidebilmesinin yolunu açan ve olaylı oturumlardan sonra TBMM Genel Kurulu'ndan geçen yasayı onayladı....
yukarıda ki haberden anlaşıldığı gibi 28 şubat ve kaos kokuyordu ortalık......
İnternetten bihaberdim.
Ecevit hala başbakandı en inanılmazı Osman Durmuş sağlık bakanıydı ve ülke tarihin en büyük felaketine geri sayım başlamıştı.....
Ben playstation oynuyordum muhtemelen 10 sayfa patoloji çalışmıştım....
En büyük hayalim Tus'u çalışmadan kazanmak ve bir titreşimli cep telefonu idi......
Kardeşim bıkmadan usanmadan voltran izliyor, evin içinde he-man olmuş hepimize kılıç sallıyorken, iskelet or dan bıkmış olan ben uzun çoraplı kız pepe yi izliyor, süper babaannenin (şimdi bir benzeri diziyi bizimkiler de çekmeye başlamışlar) üç kağıtçı kempıl ına gülüyordum.
Okulda yaşıtlarım Michael Jackson, George Michael dinliyor diye ben de dinliyor, Madonna'nın true blue su ile Kumrular Sokak'ta orta yerde dans ediyorduk. Birilerinin bizi izlemesine bayılıyorduk.Lora Branigan vardı self control diyordu ve ilk kez eşofmanla şarkı söyleyen birini görüyorduk televizyonlarda Opus adlı grup life is life diyordu. Ben ortaokulu bitiriyorken strech pantolon almış başını gitmiş, babam daracık pantolonuma kıyametleri koparmıştı. Saçlarım kısacık hatta kazınmışa yakındı ve arkada mutlaka kuyruk lazımdı.Jölesiz sokağa çıkmazdık.
Sonraki yıl lise 1. sınıfta bütünlemeye kaldığım 4 derse çalışmakla geçmişti bütün bir Ağustos. Ama ne çare sınıfta kalmıştım, babam yine çok kızmıştı, dedem okuldan kaydımı alıp beni başka bir liseye yazdırmıştı. Sonrasında gelen teşekkürler babamı mutlu etmişti. DSİ yüzmeye yazdırmak istemişti beni ama annem devreye girmişti, kız kısmının ne işi varmış yüzmede?
Ülkeme gelince ilk özel kanal star tv yayına başlamış ve biz sit kom la tanışmıştık. Zenci bir adam ve karısı vardı en çok ona gülerdim. Sanırım bizde Haluk Bilginer ile Türkan Şoray'ın oynadığı dizinin orjinali idi. Hava durumunu güzel sarışın bayanlar sunmalıydı mutlaka. Havalar nasıl olursa olsun bizim havamız güzel olmalıydı, öyle diyordu havalı hava durumu sunucusu. Sonra kanal 6 diye bir kanal yayındaydı ve tombulca bir güzel kız canlı yayınlara faks çekme modasını başlatmıştı. Sabah şekerleri türemişti her kanalda. Aaaa televizyonun tarihçesini anlatacağım şimdi. Her kanalın magazin programı, Söz Fato' da benzeri kanlı canlı reality showları vardı.
Bir de Tian demiş ya Naim Süleymanoğlu Türkiye'ye geldi ve gelir gelmez Turgut Özal'ın manevi oğlu ilan edildi..
Naim Süleymanoğlu gelmişti ve bizi okulca karşılamaya götürmüşlerdi. Samsun Asfaltı'nda saatlerce beklemiştik sıcak altında.
Çiller teyze devaluasyon yapmış, dolar bir gecede fırlamış, dolar borcu olanlar mahvolmuştu. Daha da artacağı ümidiyle elinde olan biteni dolara yatıranların umutları boşa çıkmıştı..
Ama seksenlere takılıp kaldım; Sevgili Necla Bolat'ın bahsettiği gibi dizileri, çizgi filmleri, eğlence programları, yılbaşı geceleri ile çok farklı zamanlardı. Akla zarar şarkıcılar ve şarkı sözü yazarları var dı mesela, bir kısmı adamı sahiden verem ederdi...
Bir tanesini ise unutmamız mümkün değil;
Seda Sayan ve Nejat Alp söylemişti birlikte;
Seda Sayan başlar, hüzünlü ve dokunaklı;
Ayrılmalıyız senle ikimiz,
mutlu olamayız biz,
hasret ikimizi kavursa bile.
unutmalıyız bu sevgimizi unutmalıyız biz,
gözümüzde yaş kalmasa bile.
Nejat Alp araya girer, şaşırmış ve keder yüklü;
söyleme söyleme, dayanamaz yüreğim söyleme,
dur isteme dur, ayrılık ölüm gibi isteme.
1985 yılıydı, ailemle babam Arabistan da olduğu için Hacca gitmiştik. İlkokulu bitirdiğim seneydi.O yaşlarda kıymetini bilemiyor insan. Kurban kesen, hacılar kurbanı kesip oracıkta bırakıyorlardı hava sıcaktı en sıcak zamanıydı Haccın. Şükür şimdi o kesilen kurbanlar artık Afrika ya ve açlık çeken ülkelere gönderiliyor. Başörtü meselesi başlamıştı 87 -88 yıllarıydı tıp öğrencisi ablalar gelirdi bize hatırladığım kadarıyla... Bende ortaokulu dışarıdan bitirdim ama o zamanlar yaş haddi vardı 16 yaşından gün almadan dışarıdan ortaokul bitirilmiyordu birkaç senem kayboldu.
Sonra, özel liseler açıldı. Ben lise 2 deydim 93 yılı Turgut Özal vefat etmişti. Beni en etkileyen olaylardan biri de o sene bizim lisenin erkek bölümünde okuyan bir öğrenci Amerika ya İngilizce öğrenmeye gitmişti; orda bir ırkçı gurup tarafından kesilip biçilerek öldürülmüştü… Yıkarken çekilen görüntüler vahşetin boyutlarını gösteriyordu… Hala gözlerimin önünde, öyle parçalamışlar ki her yanı dikiş içindeydi, zor yıkıyorlardı.Evrendeki vahşi canlılar bile iki ayaklının eline su dökemez…
Seneler geçti özgürlük ve yaşama hakları yönünde bir değişme, gelişme, ilerleme olmadı…
Allah o münevver, vatansever insanlardan razı olsun......
6 ağustos 1982 yılında nerede idim vallahi bilmiyorum ama bendeki tarihte bugün merakının ilk nüvesini atan Tarihçi Feridun Fazıl Tülbentçi ölmüştü.
ABD İlk atom bombasını Japonya´nın Hiroşima kentine attı. 80 bine yakın insan öldü. Bütün kent yok oldu. Zamanla radyoaktivitenin yol açtığı kanserler de dahil ölü sayısı 200 binin üstüne çıktı 1945 yılı 6 ağustosundan itibaren...
sanırım annem ilkokul önlüğü almıştı bana en siyahından ve 132 artık çok şey ifade ediyordu benim için...
hayatın zorluğunu bilmiyordum en büyük hayalim kardeşimin olmasıydı yalnızlığıma son verecek....
Yolda araba plakalarını doğru okuduğumda aferin aldığım yıllardı.....
ve fırsatını bulsam tekrar okuyacağım Ökkeş Denizde isimli Muzaffer İzgi kitabı
Ökkeş ve arkadaşı bisiklet kiralamışlar ve denize gitmişlerdi, azıkları vardı.
Yalnış hatırlamıyorsam a Ökkeşin annesi yoktu. Azık olarak ekmek, soğan (zumzuk çakmışlardı), haşlanmış yumurta vardı... Boğulan bir kız mı vardı ne, onu kurtarınca dolma ikram etmişti denizde tanıştıkları aile.....
Son olarak yolda Ökkeşin bisikletinin tekeri patlamıştı vs vs vs.......
Cin Aliyi kim sirke gönderdiyse...Ne zaman traş olsam, o hikayededki berber fil gelir aklıma......
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız