1993 yılıydı sanırım, Tandoğan'a metro girişleri yapılmadan evvel bir gazete bayisi vardı küçücük, her sabah Kore Şehitliği'nin karşısında otobüsten iner Beşevler'e kadar yürürken önünden geçerdik. İBDA-C yanlısı bir gazeteydi Taraf ve başlığının altında bu ibareye rastlamıştım ta o zamanlar. Sonradan kapatıldı, herşeyine el konuldu falan. Alıp da bir kere okumuşluğum yoktu ama sloganları hoşuma gitmişti hani.
Şimdi aklıma geldi, elbette şu anki Taraf gazetesiyle hiçbir bağlantısı yok ama sizlerle paylaşmak istedim...
Taraf gazetesine henüz Gebze'de rastlamadım ama katkım olsun babından her seferinde olmayan gazete bayilerine sormaya devam ediyorum. Aydın Doğan tahakkümünden sıkıldığım için Sabah'ta karar kılmıştım epey bir müddet, ama artık bizim de bir gazetemiz var diyebiliyorum çok şükür...
Sevgili Tohum, başlığına hürmeten henüz alıntı yayınlamıyorum, ama sahipsiz bırakırsan bu başlığı, içini Ahmet Altan, Gökhan Özgün, Murat Belge ile doldurma niyetim var haberin ola, selametle...
Milli, manevi varlığımıza düşman cemiyetlerden olmayan tüm gazeteleri okurum. Ama artık Taraf'ı aramaya başlayacağım. Bugünlerde hiçbir gazeteyi aramıyorum.
gazetelerde iki farklı haber vardı bu günlerde. tüm bu tozun dumanın içerisinde.
tuncer çiftçi idi yanılmıyorsam.
izmit'te şehir stadını dolduracak kadar marifetli biri.
bir yerlerde bir salon dolusu insanı toplamayı başarmış.
hem de 10 ytl den falan satılan biletlerle.
kerameti nefesindeymiş. bi üfledi mi kanserden kelliğe her türlü
hastalığa çare buluyormuş. bir nevi alternatif tıp yani.
geceleri de balkondan aya binip Mekke'de bi koşu yatsıyı kılıp evine dönüyormuş.
biliyorum kabak tadı verdi böyle haberler. ne cübbeli hocalar, ne müslüm gündüzler
gördü bu memleket.
ikinci haber daha taze,
bir sabah evinden alınan ümraniye davası zanlılarından sinan aygün ile ilgili.
polis evde iki kasa tesbit ediyor. kasalardan birinin içinden 3 milyon euro çıkıyor.
"Atatürk'ü sevdiğim için alıyorlar" diyor sinan aygün. polis memuru da "evdeki paraların üstünde hiç Atatürk yoktu" diyesiymiş. ikinci kasadan da ağzına kadar altın çıkıyor.
zenginin parası züğürdün çenesini yoruyor anlayacağınız.
insan merak ediyor istemeden,
bir evde bir kasa dolusu para ve bir kasa dolusu altın nasıl ve ne için olur diye
ve bu stadyumları bu salonları dolduran kalabalıklar
seçimlerde kime oy verdi diye.
elhamdülillah müslümanım.
Allaha inanıyorum,
Peygamber efendimiz Hz.Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna.
Kutsal Kitabımız Kur'an-ı Kerime ve Peygamber efendimizin sünnetine.
kimsenin nefesine duasına inanmıyorum.
kimsenin nefesinden duasından da medet ummadım bu güne kadar.
şimdi şu salonları dolduran putperestler din-diyanet adına kıyameti kopartıp
verdikleri destekle memleketin çivisini çıkartırken,
soruyorum kendi kendime acaba ben müslüman değil miyim diye.
bir taraftan da, vatan millet diye tozu dumanı birbirine katanların kasasına bakıyorum.
Hürriyeti Taraf'ı koyun bi kenara da,
hakikaten kimin için kimden taraf olmalı?
En son akrebingozleri tarafından Cum Tem 04, 2008 8:25 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 234 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Cum Tem 04, 2008 12:19 am Mesaj konusu:
"Taraf olamayan bertaraf olur" Niyeyse böyle bi şey öğretmişlerdi bize küçükken. Ne adına onu da bilmiyorum. Allah-u teala razı olsun diyeyim. Lafı fazla uzatmaya hacet yok...
Sevgili Tohum'dan alınan izinle beraber, yayınlarımıza Radikal'den Perihan Mağden hanımın, en sonunda dayanamayıp taraf olmasıyla başlıyoruz.
Tankların karşısında duran adamlar ve kadınlar...
Ordu kışlaya!
05/07/2008
Düşünün: Fenerbahçe Orduevi’nde konuşlanmışlar. Bunların emekliye ayrılmış olması filan fark etmiyor. Memleketin esas sahipleri onlar.
Jandarma Komutanıyken yapamadılar mı darbeleri, işleri rast gitmedi mi; emekliye ayrıldıklarında da bir fors, bir racon. Orduevleri, lojmanlar, Atatürkçüdüşüncedernekleri, kapitalistlerin yönetim kurulu üyelikleri emirlerine amade.
Bir nevi Kadirimutlak/Sonsuza Dek GÜÇ: bu nasıl bir güç vehmetme kendine/kendilerine. ‘Sivil’ toplumculuk ayağına yatıp saftorozları sokağa döküp/İzmir’in dekoltemanyak kadınları filan: “Paşam yoksa göğüs dekolteme mi karışacak Bu Yobazlar?” “Olur mu güzel evladım, dekolte de senin Kemalist hakkın, getir şöyle bir kadeh rakımızı da mehtaba karşı içip Atamız’ın ruhunu şad edelim!” ayakları. ‘Sivil’ ağızları.
NOKTA’nın Darbe Günlükleri bir çorabın sökülmesidir. Çektiler ipi, gerisi çorap söküğü gibi geldi. Şimdi elimizde içinden çıkılmaz görünen bir yumak var. Öyle ‘gösterilmek’ istenen. Amiral Battı’nın kaptanının kafası karmakarışık.
Kafa karışıklığı, bunların en faydalı ilacı. Gelsin “ben ne kadar zamandır biliyordum”lar, gitsin “ben muhalif meşrebim: buna dense dense Ergenekon safsatası/salatası/efsanesi denir; ay kuşkucuyum kuşkucu” utanmazları.
Şener Eruygur’un (anasının ak sütü gibi hakkı) Fenerbahçe Orduevi’ndeki ‘ofisinde’ Ergenekon hücresinin oluşum şeması ele geçirilmiş. Baskınlarda herrr birinin evinden aynı zımbırtı belgeler çıkıyor.
Siz bunların ciddiyetine/olabilirliğine inanmıyor olabilirsiniz edepsizliğe vurarak. Ama onlar kendilerinin ciddiyetine inanmaktan yıkılıyor-muş işte, 2500 sayfa DELİL ortada. Yaz yaz bitmiyor.
Sonra ALTI YILDIR işbaşındaki iktidar partisinin Başsavcı’nın ‘kanaatlerine’ (halk arasında: Kemalist paranoya) dayanarak kapatılma davasında ‘Hukuk her şeyden üstün’leyenler, polisiye delillere taşş gibi dayalı Ergenekon Davası’nın vatanını seven/Atatürk’ünü seven/cumhuriyetini seven Güç Bezirgânları’na karşı düzenlenmiş abartılı bir komplo olduğu fikirsanlığını pompalamaktan imtina etmezler.
Ben TARAFım mesela Ergenekon Çocukları davasında. Benim mahkememi ‘Ortadoğu uzmanı+bir dergide köşe yazarı’ kimliğiyle şenlendiren (ben Filistin halkını İsrail Ordusu’ndan soğutmaktan yargılanıyordum ya) Oktay Yıldırım’ın Ümraniye’deki gecekondusunda ele geçti Ordumuz’a ait olduğu ispatlanan bombalar. Hani AYNI bombalar hem Masum Atatürkçülerin Temiz Gazetesi Cumhuriyet’in kafakargaşalamabombalanmasında, hem de Danıştay Baskını’nda kullanılmıştı.
Hrant Dink’in mahkemesini ‘şereflendiren’ Veli Küçük- malumunuz. Tabii herrr mahkeme baskınının kaçınılmaz ‘vatanseverleri’ Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol ve diğerleri. Sivilsivilceler.
Aa! bakıyoruz şimdi içeri buyur edilmiş bulunan Hurşit Tolon Paşa, Ege Ordu Komutanı iken, gündemi nasıl da bombalardı ikide birde Erman Toroğlu’nun içine su serpecek demeçleriyle.
Hrant Dink’in başını yakan yazı dizisi Sabiha Gökçen’in (Kutsal Atamız’ın tek doğrudürüst manevi evladı) Ermeni olduğunu kanıtlayan yazılardır. Sonra (yazılar 6 Şubat 2004’te çıkıyor Agos’ta), 21 Şubat’ta gelsin DevletinAmiralGemisi Hürriyet’te bu yazıları köpürten bir haber! Hemen akabinde Genelkurmay Başkanlığı ve HerHaltaDemeççi Hurşit Tolon Paşamız’ın (Ege Ordu Komutanı kimliğiyle) zehir zemberek suçlamaları. Bir garip Dink’e karşı.
Dink yok şimdi. Öldürüldü.
Aaa: acaba kim öldürttü?
Ergenekon da sonuç olarak bazı terbiyesizlerin muhayyilesinden fışkırma, Kemalist Düşmanı bir hareketin deli açması iftira kumpanyası!
Delilleri görmezden gelelim. Ve fakat NOKTA’nın söktüğü çorabın habire yeni ipliklerini Taraf Gazetesi pazara çıkartmakta.
Yüce Askeriyemiz, Taraf’a ‘Dağlıca Baskını Biliniyordu’ haberinin belgelerini teslim etmesi için ayın 7’sine kadar (cömertçe) zaman tanıdı.
Pardon? Belgeler sizden çıktığına göre asılları elinizde mevcuttur. Fotokopileri
alacaksınız da ne olacak?
NOKTA baskınında da aynı şey yapılmıştı. ‘Belgeler de belgeler!’ Sonra belgelerin orijinalitesi, Özden Örnek Günlükleri’nin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarından çıkmış olduğu MAHKEMEDE kanıtlandı. Kanıtlandı da ne oldu? Susss pusss.
Danıştay Baskını hâlâ Şanlı Kemalist Direnişçilerin Gazetesi Cumhuriyet’in bahçe bombalanmasıyla haraşolandırılmıyor. E, o ayrı bu ayrı. Oysa bombalar aynı lokum, pardon bomba paketinden. Kalanlar da Oktay Yıldırım’ın evinde yakalandı.
Son Kemalistlerin Cumhuriyet Gazetesi’nden Ankara Mümessilleri Mustafa Balbay’ın götürülmesini protesto etmek isteyenler, oradan Şanlı Tercüman Gazetesi’ne de uzanıyorlar. Elleri kelepçelenerek götürüldü ya lümpen genel yayın yönetmenleri!
O Tercüman Gazetesi daha bu kış beni ve Ece Temelkuran’ı ‘kitlesine’ hedef gösterdi. Birtakım pervert çocuklar kanlarından Türk bayrağı yapıp, Büyükanıt’a yollayıp NE BİÇİM duygulandırdılar- üstüne yazdığımız yazılar nedeniyle.
Bu Cumhuriyet Okurları, Tercümanla da dayanışırlar. Her bir numeroyu da yaparlar.
Şimdi Tercüman’ın lümpen yönetmeni aynen Akşam yazarı Güler Kömürcü gibi ‘serbest’ bırakıldı. Türkiye’nin en zengin adamı Karamehmet’in (aylık geliri: 7 bin YTL) bunları ısrarla arka bahçesinde beslemesi ilginç tabii.
Yaşar Büyükanıt’ın Tercüman’ın lümpen yönetmeninin yanağını okşarken bir davette (Cumhuriyet Kokteyli mi?) çekilmiş fotoğrafları yayınlandı.
Aynı Büyükanıt Paşa, Şemdinli’de Umut Kitapevi’ni bombalamaktan Askeri Mahkemece ‘serbest’ bırakılan Uzman Çavuş Ali Kaya için de “Tanırım, iyi çocuktur” demişti.
Vicdani redçi Mehmet Bal’ın kuyruk sokumunda yediği dayaklardan çatlak var. Ben yine 318’den yargılanıyorum. Beni hedef gösteren gazetenin genel lümpeninin yanağını okşarken Genelkurmay Başkanımızın fotoğrafı var.
Ben bu davada tarafım arrrkadaş.
Fırsat bu fırsat: En nihayet, hep birlikte bağırabiliriz. “Ordu kışlaya! İşinin başına! Ait olduğu yere! Sonsuza dek siyasetimizden/idaremizden uzaklara! Haydi!”
Lord' um Taraf' ı ilk çıktığı günden beri okurum. İbda-c yayınının devamı olduğunuda yazmıştım kutuda...
Okuduğum yayınlar; Taraf, Birgün ve Zaman' dır. Bir ara Vakit kâbusuna bile dadanmıştım. Bu suçlamalar çıktığından beri en iyi bakış açısını Birgün Gazetesinden (bu gaztenin siyasetine katılmam) L. Doğan Tılıç yakaladı.
***
BU ARADA AKLIMA GELDİ; ÖZDEN PAŞA İÇERDE Mİ? (işte burada gülüyorum)
Başbakan ve Büyükanıt' ın pazarlık yaptığı söylendi ve söyleyen eski bakana davalar açıldı. Acaba, Paşamız neden davayı biran önce bitirmeye yani emekli olmadan bitirmeye çalışıyor?
İlkokullarda ANDIMIZ' ı okuyan çocuklarıda bu çeteye katarlarsa hiç şaşırmam doğrusu...
Derin Devlet var. Hepsinin kökü uyduruk bu davaya değil dış istibaratlara dayanır. Acaba hangi devletlerin istibaratları savaşıyor da biz birbirimize düşüyoruz? Yoksa bu BOP' un önümüzdeki zamanda uygulayacağı yeni planların zemini mi?
Türkiye' de yaratılan bu güvensizlik ve kaos hangi isteklere karşı elimizi kolumuzu bağlayacak?
Bu pislik istibarat savaşlarından gelen bilgilerin kölesi olmayı ne zaman bırakıp bunlardan yola çıkarak FİKİR üreteceğiz?
***
Vicdani Ret Yasasını bekleten hükümetin hiç mi günahı yok be bacım! derler adama...
Yazar, Aydın takım taklavat ordusu geçmişteki kuyruk acılarını bırakıp olaylara hiç mi demokrasi gözüyle bakmaz. Sanırım demokrasiyi en temelinden insanlara öğretmeli.
ve işin acı tarafı;
Öcalan bile (önüne ''sayın'' yazmadım diye benide davaya ortak ederler mi?) bu gelişmelere nasıl bakılacağının dersini veriyor.
VE... YAZARLIK ZOR İŞTİR. Köşe kapmayla bu işin hakkı verilmez. Bacım eksik yazmış; Sivil ve üniformalılar işinizi yapın. Bırakın ağzınınızdaki binbir yakıştırmalı DARBE sakızlarını. Birgün şişirdiğiniz balonlar suratınıza yapışır.
***
DARBE DARBEYE KARŞI
L. Doğan Tılıç
Birgün Gazetesi
Kapkara bir ruh haliyle yazıyorum. 15 yıl önce tam da bu yazıyı yazmaya başladığım saatlerde, yobazlık öldürücü bir ateş olup sarmıştı Madımak’ı. O ateş hâlâ yanıyor. Madımak, yaşadığı utancı biraz olsun silecek bir anıt-müzeye dönüştürülene kadar da yanacak.
O yangının kararttığı ruh halime şimdi yaşananların kabusu da çöküyor. Tam da Ahmet Çakmak gibi hissediyorum: Ne “darbecilere oh oluyor” diyebiliyorum ne de kafaları epey bulandıran bir tarzda da olsa, yapılan operasyona boş verebiliyorum.
Olup bitenlerin, “demokratikleşme doğrultusunda bir adım olduğunu hissediyor” muyum? Çakmak “düşünüyor muyuz” diye sormuyor ama, ben öyle yanıtlayayım: AKP operasyonlarından bir demokratikleşme çıkacağını düşünmüyorum. 8 Mart’larda, 1 Mayıs’larda “polis devleti”ne sarılan, sendika dernek kapatılınca sevinip ancak kendi kapatılınca dövünen, zengine yakın emekçiye uzak bir iktidardan demokratikleşme gelmeyeceğini biliyorum.
Bu gazetede hiç kimse darbeye ve darbecilere en küçük bir yakınlık hissetmez. Bu gazetedekiler, askeri bir darbenin darbelerini etlerinde kemiklerinde, boğazlarına geçirilen ilmiklerde, kanlarında canlarında hissetti. Nutuk, İstiklal Marşı, Atatürk eşliğinde işkencelerden geçirildiler cezaevlerinde. Bu yüzden, darbe karşıtı bilinçleri, şimdi sokaklara dökülen liberallerden çok daha keskindir.
Bu gazete, demokratlığı darbe karşıtı bir söylemle sınırlamayacak kadar da demokrattır. Bu yüzden, memleketin, bir sabah herkesin alınıp götürülebileceği bir yere dönüşmesine, gazetecilerin “Bugün kim gözaltına alındı acaba?” diye sabahları birbirlerini yoklayıp “Korkuyorum. Sırf bu yazıyı yazdığım için bile sabaha karşı kapımın çalınacağından korkuyorum” diye yazmasına, kim olursa olsun insanların bir yılı aşkın bir süredir iddianamesiz gözaltında tutulmasına da itiraz ediyoruz.
Yüzde 46.7 ile iktidara oturmuş bir hükümetle yönetilen bu ülkenin vatandaşları öyle bir ruh hali içindeler ki, her an her yerde bir büyük biraderin kendilerini izlediği kuşkusu içlerini kemiriyor. Geçen gün, İspanya Büyükelçisi’nin veda kokteylinde, konutun bahçesinde toplanmış gazeteciler, bir yandan gelişmeleri tartışırken, bir yandan da numaralarının başına 2 ekleyerek kendi telefonlarını arıyorlardı, dinlenip dinlenmediklerini test için. ODTÜ Rektörü Ural Akbulut aynı testi kendilerinin de yaptığını anlattı, telefonlarının başına bir başka numara koyarak.
Memlekette ciddi bir savaş yaşanıyor. İktidar için, daha fazla ve daha sorunsuz bir iktidar için yürütülen kirli bir iç savaş. Hukuk, şimdi, bu savaşın ön cephesine sürülüyor. Hukuk üzerinden sürdürülen tepişme öyle trajikomik boyutlar alıyor ki, savcılar AKP’ye karşı dava açınca “hukuk darbesi” diyenler, aynı savcılar Ergenekon’a hamle yapınca “Yargının bağımsızlığına, tarafsızlığına saygı göstermek lazım” diyorlar. Ve bunun tersi oluyor: Yargı AKP’ye karşı yürüyünce “yüce” Ergenekon’a karşı yürüyünce “cüce”.
Türkiye’de ilk defa, emekli de olsa, “orgeneral” rütbesinde komutanlar bir darbe soruşturması çerçevesinde gözaltına alınıyor. Genelkurmay’ın açıklamasından da anlıyoruz ki, askeri lojmanlardaki aramalar askerin bilgi ve izniyle, savcı nezaretinde ve “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119’uncu maddesi 5’inci fıkrasındaki ‘Askeri mahallerde yapılacak arama, Cumhuriyet savcısının istem ve katılımıyla askeri makamlar tarafından yerine getirilir’ hükmüne istinaden yapılmıştır”.
Umur Talu yaşanan iç savaşın “alt iç savaşlar”ı da olduğunu yazıp, bunlardan biri “muhtemelen Silahlı Kuvvetler’in bugünkü ve yakın gelecekteki komuta kademesiyle ‘acil darbeci’ emekli (ve belki muvazzaflar) arasında” dedi.
Evet, darbecilerin üzerine sonuna kadar gidilmeli. Ancak, memleket bir polis devletine dönüştürülmeden!
Evet, taraf olmak gerek ve tarafız tabii! Ancak, memleketin şu “darbe darbeye karşı” halinde taraf olmak, taraflardan birinin yanında olmayı değil, ikisine de karşı üçüncü, bir sol taraf yaratmayı gerektiriyor. Zor tabii... O yüzden içim sıkılıyor!
Ne polis devleti, ne de askeri darbe, topunun canı cehenneme diyerek, özgürlük istiyoruz, Cia'dan, Mit'ten, Jitem'den yorulduk, kendi kendimizin efendisi olmak istiyoruz, bizden değil ama kömürle yada değil halkın yüzde kırk yedi oyunu almış bir hükümetimiz var, kendisini yasal sürecinin sonunda kendi oyumuzun gücüyle devirmek istiyoruz, bu hakkı emekli ya da değil hiç bir omzu yıldızlı general elimizden almasın istiyoruz, belimiz bükülüyor son elektrik zam mı neticesi, benzine gelen zammın haddi hesabı yok, yiyenin, kusanın, tükürenin, kaçanın sayısını çoktan unuttuk, ama bu memlekette artık demokrasi adı altında çile çekmek istiyoruz. Ben Perihan Mağden'in düşlediği ülkenin ve Ahmet Altan'ın hiç gereği yokken ve yazarlığı ve ünü yerli yerindeyken rahatsızlanıp bu tür işlere giriştiği bir ülkenin sevdalısı olarak ölmek istiyorum, ya istiklal ya ölüm diyen dedelerimin kanlarıyla kurduğu ülkemde çocuklarıma tankların gölgesinde yönetilen bir ülke bırakmak istemiyorum.
İsmi şu an aklımda değil ama bir Fransız cumhurbaşkanına şu soru sorulur bir gazeteci tarafından:
"Ülkenizi seviyor musunuz?"
Soru başlı başına abesle iştigaldir, ancak cevabı tarihe geçer niteliktedir;
"Ben karımı severim..."
Olay budur!
Sadece mutlu olmak istiyoruz ve mutluluğumuzun özgür olmak fikriyle bağlantısı mevcut dostlarım... Geri kalan her türlü meşakkate katlanmak boynumuzun borcu her nasılsa...
Biz, aydınlananamış kör yarasalarız. İstediğimiz kadar yüksek öğrenim yapalım, istediğimiz kadar kitap okuyalım ve ömrümüzü düşünmeye adayalım. Biz yine de kör cahiliz. Çünkü bizim yerimize, bizi düşünen birileri var. Bize neymiş hiç anlayamadıımız kelimeler, kavramlar, çağdaş ilkeler. Adam edilemeyen bir sürünün tercihleri elbette yanlış olur. Bunları meşru olmayan yollardan düzeltmek te meşrudur. Hatta yol alınan ideal öylesine yücedir ki, meşruiyet sorgulaması bile abestir. Yani elbette istenmeyen olguya müdahale edilecektir. Bunu, en ilk derecesindeki adamından en sonuncu dereceye kadarki adamına kadar savunmak ta olağandır; her vatanseverin, aydınlanmış beynin görevidir.
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7Sonraki
1. sayfa (Toplam 7 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız