Tarih: Çrş Hzr 18, 2008 11:42 am Mesaj konusu: LAİKLİK YA DA ...?
Karakutu’da türban veya laiklikle doğrudan ya da dolaylı bahseden pek çok başlık var. Çoğunu da izledim. Tartışmalarda büyük bir eksiklik var, temel bir eksiklik: sorun temel kavramlar üzerinden tartışılmıyor, dolayısıyla ayakları havada kalıyor, laf kavgasından öteye gitmiyor.
Bir de şunu fark ettim: laiklikle sorunu olan pek çok arkadaş var gibi, sık sık laikler, laikliği savunanlar eleştiriliyor hatta hakarete uğruyor. Laikliği savunduğumu en başta ve açıkça deklare ettiğim halde bu arkadaşların laikliğe neden karşı olduklarını, neden eleştirdiklerini ve yerine ne önerdiklerini bilmiyorum, sık sık sorsam da yanıt alamadım.
Bu başlığı açmamın nedeni şu sorulara yanıt aramam:
1- Laikliği ve de devletin laik olması gerektiğini savunuyor musunuz?
2- Laikliği savunuyor ama ortadaki laiklik anlayışını eksik, yanlış vb mi görüyorsunuz?
Durum buysa nasıl bir laiklik öneriyorsunuz? Ya da sizce laikliğin tanımı nedir?
3-Yok eğer laikliği savunmuyorsanız, devletin laik olmasına karşıysanız, sizin önerdiğiniz devlet nasıl olmalı?
4-Devletler (ya da maddi dünyanın yönetimi) ya insanın koyduğu kurallarla yani insan aklıyla ya da ilahi yasalarla, dinlerin buyruklarıyla yöneteceklerdir. Bir üçüncü yol var mıdır sizce? Nasıl bir yoldur bu?
5-Laiklikle islam bağdaşır mı? Türkiye bir İslam devleti mi olmalıdır, laik bir ülke mi?
Böylelikle, laiklikten kimin ne anladığını, kimin laik olup olmadığını, nasıl bir laik olduğunu, laikliği eleştirenlerin onun yerine ne koyduklarını, koyacaklarını, laik bir ülke istemeyenlerin nasıl bir ülke istediklerini bilmiş olacağız. Az şey değildir bu, laikliğin kimine göre bir ideal, bir erdem, kimine göre alçaklık, din düşmanlığı olduğu, kişilerin inançlarının, ne kadar Müslüman olduklarının ölçüldüğü, tartışıldığı bir ortamdan sıyrılmak gerek.
Ben, kişisel olarak inanan, inanmayan, ibadetini az ya da tam yapan herkes için laikliğin en iyi çözüm olduğunu savunuyorum. Laikliğin ortadan kaldırılmasının ya da içinin boşaltılmasının, gerçek müminler de dâhil herkes için bir felaket olacağını iddia ediyorum.
Her şeye rağmen samimi, dürüst ve akıllı insanların laikliğin gerçek tanımında uzlaşabileceğine ve bu uzlaşının tüm sıkıntıları giderebileceğine inancım var. Öte yandan, her türlü görüşe de açığım, devletin ilahi yasalarla yönetilmesi gerektiğini, Müslümanlığın toplumsal yaşamın her alanını örgütlemesi, düzenlemesi, yönetmesi gerektiğini savunan düşünceler de çıkacaktır. Böyle düşünenlerin de düşüncelerinin doğruluğunu, en ideal çözümün bu olduğunu kanıtlama ve başkalarını ikna etme şansı doğacaktır.
Öyleyse, buyurun, içtenlikle ve dürüstçe konuşalım, güncel olaylar hakkında polemik yapmaktan öte, en temel konularda ne düşündüğümüzü karşılıklı öğrenelim, birbirimizi doğru anlayalım.
“Din ve Devletin ayrılması Yahudilik ve Müslümanlıkta imkansızdır. Çünkü her iki dinde de din, insanların 24 saatini ayarlar. Sadece devletle olan ilişkilerini değil, özel hayatlarını, nasıl yiyip içeceklerini, karı-koca arasındaki ilişkileri ve devletle olan ilişkiyi ayarlar.
Devlet ile din iç içe geçmiştir. Devletin görevi, insanların dini ibadetini hazırlayabilmektir. Bu son nokta çok önemlidir. Çünkü çağdaş toplumlarda devlet düşmanlığı bir motif alarak yer almaktadır. Bu desteklenecek bir görüş değildir ve tarihi gelenekle de bağdaşır bir yönü yoktur.
Devlet ve devletin aygıtı olan bürokrasi ve ordu, insan hayatının toplum hayatının vazgeçilmez iki unsurudur. Dini görevimizi yerine getirmek için de bu ikisinin ayakta olması, kuvvetli olması şarttır.”
Yukarıdaki sözler İlber Ortaylı'ya ait...
Konuyla belki alakası vardır diye ekleyeyim istedim...
Din kurallarına göre yönetilmek istemiyorsak laikliği savunmak, ona sahip çıkmak zorundayız. Din kurallarına göre yönetilmek, bir dinin kurallarına göre olabilir. Günümüzde bir ülkede birden çok dine inanan insanlar olabileceğine göre, bir dinin kurallarına göre yasa yapmak oldukça zor hatta imkansız. Dolayısıyla her ülkenin yasalarını kendisinin yapması ve laiklik ilkesi aslında bir zorunluluk.
Bence laiklik ilkesi yasaların yapılırken din kurallarından (kitaplarından) direk olarak referans alınmamasıdır. Yasayla bir suçun karşılığında bir ceza koyarsınız ve İslam'da böyle olduğundan derseniz bu laiklik ilkesine aykırı olur. Mesela zina'nın suç olması laiklik ilkesine aykırı olmaz ama bu suçun cezasını recm olarak yasaya yazarsanız bu laiklik ilkesine aykırı olur. Hırsızlık da aynı.
Gelelim bizdeki soruna. Bir insan kendisini herhangi bir dinin mensubu olarak görüyorsa laik olamaz. Çünkü diğer dinlere olan mesafesi kendi dininin izin verdiği ölçüdedir. Ancak devlet ve onun kurumları laik olabilir ve bütün vatandaşlarına eşit mesafede olabilir. Bizdeki sorun herkesi ateist ya da deist yapmak istemekten farksız.
Yasaların din kurallarından referans alınmadan yapılması, bir dinin yanında veya karşısında olmamayı da gerektirir. Şöyle ifade etsem. İnancından dolayı türban takmak serbesttir demek laiklik ilkesine aykırı olacağı gibi, türbanı yasaklamak da laikliğe aykırıdır. Çünkü türbanın yasaklanması, devletin o dine inanan insanlara diğer dinlerden uzak olması anlamına gelir. Devlet bütün dinlere eşit mesafede olmalı. Kılık kıyafet serbesttir dersiniz ve bütün vatandaşlara eşit mesafede bir çözüm üretirsiniz.
Ben çoğu zaman türbanı yasaklayanların laiklik ilkesine aykırı davrandıklarını düşünürüm.
önce müslüman kimdir ve kişi olarak dini kaidelere göre nasıl yaşamalıdır?
sonra müslüman kimliği birbirinden farklı insanların oluşturduğu bir topluluk
dini kaidelere göre nasıl yaşamalıdır?
çünkü (laiklik karşıtlarınca) din ile devlet birbirinden ayrılamıyorsa eğer,
o zaman devletin laik olması da sözkonusu olamaz.
biraz fazla iyimser değil misiniz amentü?
jakobenlik edilmesin, eyvallah edilmesin tabi,
devlet dinlere karışmasın, elbette karışmasın,
kişinin inancından ya da nasıl yaşadığından ya da başına ne takıp
kıçına ne giydiğinden devlete ne değil mi? elbette öyle,
mesele dindarı, inandığı din ile başbaşa bırakmak kadar kolay bir mesele olsaydı keşke.
ya dindar, ya din,
onlar devleti rahat bırakıyor mu?
hani hepimizin olan ve hepimizin (sözde) tek tek kendi yaşam alanlarımızın
güvencesi olan devleti?
önce müslüman kimdir ve kişi olarak dini kaidelere göre nasıl yaşamalıdır?
sonra müslüman kimliği birbirinden farklı insanların oluşturduğu bir topluluk
dini kaidelere göre nasıl yaşamalıdır?
çünkü (laiklik karşıtlarınca) din ile devlet birbirinden ayrılamıyorsa eğer,
o zaman devletin laik olması da sözkonusu olamaz.
Yıl: 1986
Ders: İnkılap Tarihi
Konu: Laiklik
Hocamız anlatıyor biz de öğreniyoruz. Ve hocamızdan şöyle bir açıklama. "Eğer metafizik şeylere inanıyorsanız laik olamazsınız". Ders bitiyor ve ben başlıyorum düşünmeye, hala da düşünüyorum. Ben cinlere inanıyorum demek ki laik değilim, ben meleklere de inanıyorum demek ki laik değilim, ben Yaratıcıya da inanıyorum demek ki laik değilim. Dinimin hangisi olmasının bile önemi yok burada. Ama biz hıristiyanlardan almıştık laikliği. Demek ki onlar eksik biliyormuş. Laiklik böyle olmalı, laik insan böyle olmalı. Aslında kişilerin laikliği böyle olmalı, deist bile olursanız laik olamazsınız.
Bence güzel ülkemde sorun tam bu noktada başlıyor.
Mesajı silinen keremu, dinin yaşamın her alanını düzenlediğini, bu yüzden de laiklik ve dinin bir arada olamayacağını söylemişti. Ki bu çok önemli ve tartışılması gerekli bir konu, acaba gerçekten öyle midir diye. Böyle bir görüş var: İslam yaşamın tüm alanlarını düzenlediğinden, dünyevi yaşam bir müslümana göre İslam’ın buyruklarına göre düzenlenmelidir, bu düşünce kaçınılmaz olarak laik bir düzeni reddeder. Öte yandan laik bir düzende yaşayan ve laiklikle sorunları olmayan milyonlarca müslümanın varlığı da bir gerçek. İslam’ın toplumsal yaşama getirdiği düzenlemelerin tüm zamanlar için mi geçerli olduğu yoksa peygamberimizin dönemi için mi buyrulduğu da tartışılmaktadır. Kuran’da kölelerin haklarından bahsedilmesi, köleliğin tüm zamanlar için İslam’a göre uygu ve doğru olduğu anlamına mı gelmektedir yoksa o dönem için midir bu saptamalar. Keza kadınların tanıklığı, miras hukuku, recm ve el kesme cezaları vs Kuran tarafından o döneme dair cezalar mı yoksa bugün ve bin yıllar sonrası için de emredilen tartışılmaz buyruklar mıdır?
Cibran’ın aktardıkları da yukarıdaki görüş bağlamında önemli. İslam’ın, peygamber zamanında bir devlet kurmuş olması ve bir devletin tüm işlevlerini Peygamber ve Kitap aracılığıyla yürütmüş olması, bence bu görüşe temel olan bir etken. Ama örneğin bir kabile demokrasisi kurallarının, devletinin ve yasalarının bugünün çok daha karmaşık toplumlarına uygulanması ne denli gerçekçi ya da olanaklıdır? O dönemde gerçekten işlemiş olan ve oldukça doğru olan Medine Vesikası’nın günümüz toplumunda da uygulanması gerektiğini iddia edenler var.
Kognatif, konuyla doğrudan ilgili ama başlı başına tartışma gerektirecek bir noktaya değinmiş. Şimdilik, öteki kavramının bilinen hali ve işleviyle çatışma ve düşmanlık yaratmaktan başka bir işe yaramadığını, ötekiliğin karşıtlık ve düşmanlık yerine farklılıklar temelinde çatışmacı değil de rekabetçi ve anlamaya dönük olarak işlevselleştirilmesi gerektiğini savunan görüşlerin güç kazanmaya başladığını söyleyebilirim.
Greenstone’un şimdilik yazdıklarından laiklik ve Müslümanlık konusunda bir karmaşanın varlığı ortaya çıkıyor. Bazı şeyleri tartışılmaz gerçekler diye algılamadan önce sorgulamakta yarar var diye düşünüyorum. Örneğin bence bir insan hem bir dinin üyesi hem de laik olabilir ve yine bir dinin üyesi kendisiyle diğer dinlerin üyeleri arasına bir mesafe de koymayabilir, bu, emn azından benim için böyle. Burada Bodosalbatros’un şu sözlerini tekrarlamak yeter diye düşünüyorum:
Alıntı:
Asıl risk ya da bedelse en ağır ve zor olanı kendi içine bakabilmesinde insanın... orada ne gördüğü, orada gördüğü ile baş edebiliyor olmasında... orada beğenebileceği bir "kendi" görürse, kimseyle derdi olmaz zaten...
Dinlere eşit mesafede olmanın bir yolu olarak tüm dinlerin sembollerinin kamusal yaşamda da serbest bırakılması önerisine, dinsel sembollerin kamusal yaşamda temsil edilmemesi önerisini bir seçenek olarak koymak gerek ki ikisinin de doğruluğu tartışılabilsin.
Amentu’nun dedikleri gerçekten bir çorba olmuş ama tarhana çorbası ; yani içinde değerli şeyler var. Ben laiklik ve Müslümanlığın ikisinin de çarpıtıldığını ve ideolojilere dönüştürüldüğünü düşünüyorum. Yani bir durum bir saptama olan laisitenin laisizm olarak algılanması –ki her izm gibi laisizm de bir ideolojidir-, bir din olan İslamın İslamcılığa dönüştürülmesi hem laiklik hem de İslamı zedeliyor, zarar veriyor diye düşünüyorum. Bizdeki laikliğin, Batıdaki aslına benzemediği açık ki aynısı olması da gerekmez. Örneğin Batı’nın laik, seküler toplumları peygamberlerin karikatürleştirilmesini hoş görebilir de bunu laiklik adına bu ülkede savunmak bile abestir. Öte yandan laik olduğunu iddia eden bir sistemin Diyanet İşleri aracılığıyla dini ve hatta belli bir mezhebin görüşünü resmi olarak düzenlemesi, yönetmesi de bizzat laikliğin özüne aykırı değil midir?
Katkılarınız için teşekkürler.
Benim söylemeye çalıştığım özetle kişilerin laik olamayacağıdır. Bir dine inanan kişi bütün dinlere eşit mesafede değildir. Hoşgörülü olmak ayrı bir konu. Ki bu konuda İslamiyet diğer dinlerden daha hoşgörülüdür ve laikliğin en güzel uygulanabileceği bir ülke Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülke olabilir. Devletin laik olmasını hep savunuyorum ama kişileri laik yapmaya kalmak, onları ateist yapmaktan farksız gibi.
AKP'nin savunmasını hazırlayanlar bence oldukça güzel bir savunma yapmışlar. Kapatılacağına kesin gözüyle baktığım AKP'nin savunmasını okuduktan sonra kapatılmama ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu savunmaya rağmen kapatılırsa, özellikle laiklik konusunda çok daha büyük sorunlar bekliyor bizi demektir.
ya laik olmayan ve belli bir dine inanan "kişiler",
"devletin" laik olamayacağına inanıyorsa,
yani bu "laik olmama ve belli bir dine inanma" halinin,
kişinin kendisi ile sınırlı kalması kişiyi kesmiyorsa
bütün bir topluma
devlete falan taşıyorsa?
sonra bu bir ideoloji olup, bunun bir siyaseti
mücadelesi kavgası gerilimi falan oluyorsa.
Söylediğin kesim zaten şeriat isteyen kesim. Belki % 5. Ama kişileri laik olmaya zorlamak bu kesimlerin sayısını artıracaktır. Laiklik bir yönetim şeklidir. Ya da yönetim şeklinin içinde bir dişli. Yani yasaların dini kaynaklardan referans alınmadan yapılması. Ama laikliğin bir yaşam tarzı gibi gösterilmesi ve bunun dayatılması sorunları daha da artırır.
Ve ben türbanın yasaklanmasının bile laikliğe aykırı olduğunu düşünüyorum...
Greenstone, anlamak ve anlatmak için konuşuyorum; kişinin laik olamayacağı sıkça söylenir oldu, bu, tartışılmaz bir gerçek, eşyanın tabiatı gibi sunuluyor ama nedeni açıklanmıyor. Ben kendimi hem inanan hem de laik biri olarak görüyorum, eminim ki kendini böyle niteleyen milyonlarca da insan var. Şimdi biz hepimiz yalan mı söylüyoruz ya da aslında Müslüman ya da laik olmadığımızın bilincinde mi değiliz? Laik birinin aynı zamanda Müslüman olamayacağını iddia etmenin doğrudan tek anlamı var: laik olanlar Müslüman değildir. Böyle midir?
Laik bir insanın Müslüman olmadığını, olamayacağını iddia etmek, dindarların yobaz, gerici olduklarını iddia etmek kadar saçma ve gerçek-dışı geliyor bana.
Bir de neden bir dine inanan kişi diğer dinlere eşit mesafede olmasın ki? Benim dinimden olmayanlara ille de bir mesafe koymak zorunda mıyım? Benim gözümde tüm insanlar aynı değerdedir, inançları onların kişisel tercihleridir ve saygı duyarım. Sonuçta, Müslüman ya da Budist olmak bir başarı, üstünlük değildir, unutmayalım ki Müslüman bir toplumda doğduk ve bu kültürle yetiştik, Tibetlilerin Budist olması bir suç, zayıflık, bir hata değil ki? Zerre kadar önemsiz bir zaman ve mekan dilimini paylaşıp geçeceğim bu dünyada insanların mezhepleri, dinleri, inançları değil kendileri ilgilendiriyor beni.
Bir Müslümanın yaşam tarzı ile bir ateistin, bir budistin, laik yaşam tarzını seçen birinin yaşamının kökten farklı olduğunu da sanmıyorum, hepimiz insanca zaaflar, acılar, mutluluklar içinde hemen aynı yaşamları yaşıyoruz, mutluluğun, öfkenin dini yok.
Şuna katılırım, bir yaşam tarzını dayatmak savunulamaz: laik bir insan olarak böyle yaşamalısınız demekle, bir Müslüman olarak böyle yaşamalısınız demek gibi. Ama bu, laiklik ya da dinin doğasında olan bir şey değil, totaliter ideolojilerin dayatmaları. Taliban’ın (peygamberimizin sakal bırakması nedeniyle) tüm Afgan erkekleri sakal bırakmaya zorlaması dinin gereği değildi elbette, Taliban zihniyetinin dayatmasıydı. Ya sev ya terk et diye belli bir Türklüğü dayatmak, devrimci şunu yapmaz, bunu yapmaz demek de farklı değil.
Ama şu da bir gerçek, laikliğin alışılagelmiş tanımında, uygulanmasında, algılanmasında sorunlar var. Laiklik kavramının ve laikliğe dayanan uygulamaların karşıt kesimlerce çarpıtılması, bir siyasi araç olarak deforme edilmesiyle de sorun kördüğüm haline geliyor. Aynı şey İslam için de söz konusu.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız