Poe Yazar

Kayıt: Jun 25, 2005 Mesajlar: 1955 Nereden: Çevre'den.
|
Tarih: Pzr May 04, 2008 9:05 am Mesaj konusu: Anti Roman (Yeni Roman) |
|
|
Anti- Roman'a Bakış Ve Gerçekliğin Arayışı - Ozan Şafak
Wednesday December 14th 2005, 1:58 am ~ Filed under: Öykü
Aylak dergisinin, Eylül-Ekim 2005 sayısında çıkmıştır!
Anti- Roman'a Bakış Ve Gerçekliğin Arayışı
"Her çağda bir Anti-Roman, bir Yeni Roman vardı. Çağımızda da, Kafka'nın romanı, Proust'un romanı, Joyce'un romanı, yeni romandılar; yani geleneksel romana karşı çıkan, onun yetersizliklerini görüp, algıladıkları, ortaya koymak istedikleri gerçeklere uygun biçimler arayan, bu buldukları biçimlerle de kendilerine değin aydınlatılmış özleri, gerçekleri önümüze koyan…" Ferit Edgü
Ferit Edgü 1965'te Yeni Dergi' de yayımlanmış "Yeni romana toplu bakış" adlı makalesinde Anti-Roman, ya da Yeni Roman` dan böyle söz ediyordu. Benim açımdansa Anti-Roman, yazara ve okura -her ikisine de kendi serüveninde - sınırsız özgürlük sağlayarak onları kendi varoluşuna dahil eden heyecan verici bir yönelimdir.
Peki nedir Yeni Roman?
1940'tan bu yana gittikçe gelişerek yaygınlaşan "Yeni Roman" akımı,"Anti-Roman", "Bakış Romanı" adlarıyla da anılır. Yeni Roman terimi ilk olarak bir gazeteci tarafından kullanılmış, ardından Fransız yazar, edebiyat kuramcısı ve yönetmen Alain Robbe-Grillet ve Jean Ricardon da bir kavram olarak benimsenmiştir. Bu iki yazar romana ilişkin yeni bir kuram ortaya koyarlarken, 'Yeni Roman' akımını benimsemiş yazarlardan Nathalie Sarraute' nin, 1947'de yayınlanan makalesi "Yeni Roman"la birlikte edebiyat "kuşku çağına" girmiş oluyordu. Gerçekliğin hegemonyasına yönelik bu eleştiri, Roland Barthes'ın deyimiyle "gerçeğin etkisi"nin reddedilmesiydi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Jerome Lindon'un, illegal olarak kurduğu Editions de Minuit'in çatısı altına Alain Robbe-Grillet tarafından toplanan, her biri kendi çizgisinde yürüyen yazarlar (Claude Ollier, Nathalie Sarraute, Claude Simon, Marguerite Duras, Michel Butor, Samuel Beckett ) in ortak noktası ise, geleneksel edebiyata yönelik eleştirel bakış ve yenilikti. Geleneksel romanın kurgusunu, insana yaklaşımını, gerçeksiliğin değerini masaya yatıran bu yazarlar, eserlerinde insanının ruh ve dünya görüşünü anlatmada, roman tekniği bakımından, geleneksel romandan apayrı bir yol tutmuştur. Alain Robbe-Grillet, o günleri bir röportajında şu şekilde anlatmıştır "Jerome Lindon o zamanlar henüz yirmi iki – yirmi üç yaşındaydı. Yayınevi, Alman işgali altında doğmuştu, bir bakıma bir direniş odağıydı, Lindon aynı çizgide yürümeye kararlıydı. Çok cesur bir adım atıp Beckett'in kimselerin beğenmediği kitaplarını yayınlamaya karar vermişti. Beckett, o sıralar bugün bildiğimiz bütün kitaplarını yazmış durumdaydı, ama hiçbir yayıncıya bunları kabul ettirememişti. Bunda bir tuhaflık var. Gene 'Yeni Roman' cılar arasında sayabileceğimiz Claude Simon'un başından da aynı şeyler geçti, ve sonradan ikisi Fransa'ya Nobel Ödülü'nü getirdiler. Yayınevine girdikten sonra Claude Simon'u, Sarraute'u, Duras'ı, Robert Pinget'yi oraya topladım. Paris çevrelerinde doğmuş öbür edebiyat okullarından farklıydık biz.
"Her romancı, her yazar, kendi biçimini yaratmalıdır" Alain Robbe-Grillet.
Yeni Roman "bu bir teori değil bir arayıştır" ilkesiyle yola çıkan ( yukarıda adı geçen) bu romancılar, Yeni romanın öncüleri sayılsalar da aslında her birinin kendine özgü bir biçemi vardı. Hepsi, 'Yeni Roman' davasını savunmuşlar, aynı değişiklik isteğiyle hareket etmişler, aynı arayış içinde olmuşlar, fakat hepsi de kendi yeni romanlarını yaratmışlardır. Kendisinden önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyinin, hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl konusu haline getiren, yazma eyleminin kendisini sorgulamaya yönelen, büsbütün parçalanmış, görsellikten etkilenmiş, dilin iç zorlamalarını yanına alan, ve oradan türeyen bir roman üretmişlerdi. Geleneksel romanlarda kullanılan doğrudan, dolaylı, dolaylı serbest aktarım biçemleri yerine daha karmaşık, aktaran ile aktarılan sözcelerin yan yana konulduğu algılamaya dayalı bir biçem benimsenmiş, anlatıya şiirsel bir ritim ve hız kazandırılmış, roman kişileri geleneksel romandaki gibi keskin çizgilerle çizilmemiştir. Yeni Roman' da geleneksel anlamda bir olay örgüsü yoktur; Yeni Roman öykünün kurgusu ve karakterin analizi gibi edebiyat normlarını altüst eder. Artık, yazarın, anlatıcının hep birlikte metnin içinde yer aldığı, giderek birer roman kişisine dönüştükleri kurmaca bir dünya vardır. Böylelikle Nietzsche' nin sözü doğrulanmış olur. Onun bakış açısından da, yorumlamalarımızın ötesinde gerçek dünya yoktur:'…doğru, doğruların yanılsama olduğunu unutanların yanılsamasıdır.''
"Değişik gerçeklere değişik anlatı biçimleri denk düşer." Michel Butor.
19. yüzyılın ikinci yarısında Balzac ve Tolstoy gibi yazarlarla doruğuna varmış olan klasik romanda, gerçekçilik sağduyuya uygun birtakım varsayımlara dayanıyordu. İnanılıyordu ki dünya bilinebilir, betimlenebilir bir dünyadır ve dil bu dünyayı bize tanıtabilir, hakkında doğru bilgi verebilir, yani gerçek olanı kopya edebilir. Gerçekçilik hakkında yerleşmiş bu görüşlerin geçerliliği, ilk önce 20. yüzyılın başlarında M. Proust, H. James ve J.Conrad gibi yazarlar tarafından sorgulandı. Daha sonra J. Joyce, F. Kafka, V.Woolf, W,Faulkner ve bir çokları bu yeni romanı geliştirdiler ve 1920' lerde doruğuna ulaştırdılar. 1960'larda ise, yani postmodern diye adlandırılan dönemde gerçeklik anlayışı ikinci bir kez ve ciddi olarak sarsıldı. Postmodern yazarlar gerçekliğe daha da köktenci bir şüpheyle bakmaya başladılar. Yapısal dil kuramı büyük bir rol oynadı bu köktenci değişiklikte; çünkü dil, anlam ve gerçeklik arasındaki ilişki tersyüz edilmişti. Önceki, dil anlayışına göre; dil, var olan nesneleri adlandırır aynı zamanda dil, bu dünyayı yansıtmaya yarayan bir araçtır. Yapısal dil kuramı bu dil anlayışını köktenci biçimde değiştirdi ve durumu tersine çevirdi. Saussure' e göre dil zaten mevcut olan nesneleri, kavramları sonradan etiketleyerek bir çeşit katalog oluşturmaz, çünkü dil kavramlardan önce vardır. Yapısalcı dil bilme göre dış dünya, kesintisiz bölünmemiş büyük bir yığın, bir bütündür ve dil, bu yığını anlaşılır kılmak için böler. (Bunu böyle yapmasaydık zihnimiz karmakarışık bir duyumlar yığını olarak kalırdı.) Böylelikle bu kurama göre dil gerçekliği aktarmaz, bir anlamda yaratır. Başka bir deyişle, gerçeklik bizim kurduğumuz bir kurmacadır, çünkü anlam dilden önce varolamaz ve kurmaca gerçekliğin bir kopyası değil, bir gerçekliktir. Artık romanda kronolojik bir zaman akışı içinde gelişen, iyi hesaplanmış bir olay örgüsüne, her şeyi bilen bir anlatıcıya, kişiliklerine uygun davranan karakterlere, olayların neden-sonuç ilişkisini gözeterek sıralanmasına ihtiyaç yoktu, dil saydam bir pencere gibiydi artık. Saussure' den kaynaklanan yapısalcılık, eserdeki anlamı bir cümlenin anlamı gibi, kendi yapısında arıyordu. Böylelikle 1940'dan 'Yeni Roman' fikrini benimsemiş yazarların metinlerinde dramatik olay örgüsü, zaman tutarlılığı, neden sonuç ilişkisi ve kahramanın psikolojik analizi gibi geleneksel anlatım öğeleri kaldırılıp, okuyucu ilk anda bir belirsizlikle karşı karşıya bırakılırken okurun ayrıntıların ve olayların ardında ne gizlendiğini kendisinin tahmin etmesi isteniyor, okuru edilgen durumdan çıkarmak amaçlanıyordu.
'20. yüzyıl edebiyatı, sanat düzleminde kurguyla/teknikle/yapıyla oynan bir oyuna dönüşür.' Yıldız Ecevit
Yıldız Ecevit, Yeni Roman' ı postmodernizm çatısı altında, edebiyatın avangardist biçim denemelerine ağırlık veren türü olarak ele alır. Yapıtların konusu insan ve insan ilişkileriyle beraber nesnedir. Başka bir deyişle aklın denetiminden geçmemiş "el değmemiş insan gerçeğidir"
Geleneksel romanda edebiyat anlayışının, görsellik ve tarihsellik parantezine aldığı gerçeklik, Yeni Roman' da tümüyle tersyüz edilmiştir. Natahalie Sarraute bu durumu şöyle açıklar: "… bilincimizin sınırlarına birden bire sızan ve adlandırılmaları olanaksız, iç hareketlerimizdir, gün ışığına çıkan davranışlarımızın, sözlerimizin, duyularımızın derinliğinde, bu tanımlaması güç, belli belirsiz duyduğumuz yönelişler bulunur."
Şimdi Yeni Romanı ve postmodernizmi anlamak için klasik romana daha yakından bakmamız ve farkları görmemiz gerekmektedir.
Klasik roman anlattığı şeylerin kurmaca bir dünyada geçtiğini unutturmak ister okura. İster ki okur kendini gerçek dünyada hissetsin; ve bu amacını yerine getirmek için kullandığı teknik ve konvansiyonları gizlemeye çalışır, Postmodernist yazar ise romanın gerçek dünyayı yansıtmayan bir sözcükler dünyası olduğunu açıkça belli eder okura. Öyle ki romanın konusu roman kuramını incelemeye dönüşür Roman konvansiyonları, teknikleri, kurmaca dünya ile gerçek dünya arasındaki ilişki romanın temaları arasına girer. Romanları, tekrar eden imgelerle, kişisel olmayan bir tarzda anlatılmış fiziksel nesnelerle ve gündelik hayatın sıradan öğeleriyle kurulur, değişen bakış açılarıyla fiziksel nesnelerin sık betimlemeleri yapılır.
Nesnel gerçekliğe odaklanmış olmasına karşın Robbe-Grillet Yeni Roman' ın bütünüyle öznel olduğunda ısrar eder: "Gerçek yazarın söyleyecek bir şeyi yoktur. Önemli olan söyleme biçimidir." Eserlerinde her şeye hakim konumdaki bir anlatıcının değil, bir roman karakterinin gözünden sunulmaktadır. Romanda eğretileme kullanımına, nesneleri insan biçimli hale soktuğu için de karşı çıkar.
Ayrıca Klasik Romanlarda genellikle her şeyi bilen ve gören bir anlatıcı vardır; olayları üçüncü tekil kişiyle anlatır. Sözce zamanları anlatılmak istenen zamana göre kurallara uygun olarak belirlenir. Roman kişileri özenle seçilmiş, adı sanı olan, toplum içindeki yerleri belirli, karşıt ya da uyumlu ilişkiler içindedirler. Yeni roman' da ise karakter ortadan kaldırılarak birey özne haline getirilir ve içinde bulunduğu dünyanın bir parçası olarak silikleşir. Yine klasik romanda olayların geçtiği uzamlarda uzun uzun betimlenir, oluş sıraları zaman akışına uygun olarak, çoğu zaman da kesintiye uğramadan, düzenlenir. Daha genel bir anlatımla, biçimin, içeriği en açık biçimde yansıtması sağlanmaya çalışılır. Bir anlamda, okura, olayların akışına kendini kaptırarak çizgisel bir okuma rahatlığı sağlanmış olur. Neden-sonuç ilişkileriyle de anlatılarak okura her şey hazır olarak verilir. Oysa yeni romanda, sözcükler arasındaki her devinime dikkat edilerek, bölük pörçük öğeler anlıksal olarak bir araya getirilir, yazının, bize göre pek saydam olmayan dokusundan olayları yakalamak, sözcük titreşimlerinden anlamlar çıkarmak, okuyucuya kalır. Alain Robbe-Grillet şu şekilde açıklar bu durumu: "Yeni Roman, obje'ye yönelen öznelliktir," diye yazmıştım, bunu da dikkate almadılar. Kitaplarımı gerçekten okuyan eleştirmenler, kahramanın hemen her zaman gerçeklik hakkında yalan söyleyen bir katil ya da deli olduğunu görünce bu sefer de şöyle söylediler: "Robe-Grillet objektif olmaya çalışan, ama beceremeyen bir yazar." Her nedense, sadece sübjektif olduğum akıllarına gelmedi. Sonra "yazarsız kitap" fantazyasını yarattılar. Oysa Flaubert' in bile hayalini kurduğu bir şeydi bu. Kahramansız, hikâyesiz kitaplar yazdığımı söylediler. Şu doğru, bizdeki kitap kahramanı artık Balzac'ta kilere benzemiyordu. Ama Sarraute' un dediği gibi, Balzac'ın kahramanları öleli zaten çok olmuştu. Geleneksel romanda kahraman, bir sosyal statüyle şekillenir. Eğer bu statüyü ortadan kaldırırsanız, kahramanı da bitirmiş olursunuz. Yaptığımız buydu, ama insanı edebiyattan kovmuş değildik. Dünya da, insanın dünyayı algılayışı da kökünden değişmişti.''
Sonuç olarak Yeni Roman' da her sanat eserinde olduğu gibi kendi gerçekliğini arar. Onun gerçeklikle kurduğu ilişki içinde yaşadığı dönemin bir sonucu olarak ortaya çıkar. İzlediği yol da deneysel biçimcilikten geçer. Kurmaca/Üstkurmaca gibi çok katmanlı yapıların oluştuğu Yeni Romanda, mimetik eğilimi ve katharsizci bakış açısı da bir kenara bırakılmıştır. Metin kendisi yaşamın olduğu gibi bir oyundur artık.
Son olarak yeni romanın iyice anlaşılması bakımından, Dr. Mukerrem Akdeniz' in çevirdiği, Natahalie Sarraute' nin 'Yönelişler' kitabının sonuna yine Dr. Mukerrem Akdeniz tarafında ''Yeni Romana' a Toplu Bakış'' adıyla konan bölümün bir kısmını vererek bitiriyorum. Dr. Mukerrem Akdeniz burada Yeni Roman akımını benimsemiş yazarların aralarında belirgin görüş farklılıkları olmasına karşın bir kaç ortak görüşte birleştiklerini söyler. Bunlar:
1. Yeni Roman salt gözleme dayalı olmalı ve gerçeği yansıtmalıdır
Yeni Roman' da "oluş halindeki gerçek" i vermenin amaçlanması, geleneksel romanda olduğu gibi belirli bir olayın çevresinde dondurulmuş dünya değildir bu. Değişen, yeniden oluşan, silinen ve hep yinelenen anlık gerçeği yakalamaya ve aktarmaya çalışır romancı. Belli bir ruh halinin sayfalarca süren çözümlemesi görülmez Yeni Roman' da.
2. Yeni Roman' ın hareket noktası bakıştır
Yeni Roman dünyaya ve insana önyargıdan uzak yeni bir gözle bakmak ister. Romancının görüş alanına giren dünyanın dışında bağlı kalınan herhangi bir tez, savunulan başka bir görüş yoktur. Böylece romanda betimleme ön plana gelir. Bilinç akışı da ön plandadır. Geleneksel romanda ayrı ayrı görmeğe alıştığımız olay ve betimleme, Yeni Roman' da iç içedir; betimleme özle kaynaşır.
3. Yeni Roman' da insan ve nesne kaynaşmış durumdadır
Yeni Roman' da insana, nesneye bakıldığı gibi, belli bir uzaklıktan ve objektif bir gözle bakılmaktadır. İnsanlar canlı bir evrenin kişiliksiz parçalarıdır ve öbür canlı varlıkların arasında doğal biçimde yer alırlar. Geleneksel romanda olduğu gibi, nesneler dünyasının merkezine oturtulmuş "ayrıcalıklı" varlık değildir artık insan. Buna karşılık nesne tek başına var olmakta ve bir anlam taşımaktadır. Böylece, nesnel dünya insan yaşamına çerçeve olan kuru ve ölü bir dekor olmaktan çıkarak, insanla kaynaşan, canlı bir öğe durumuna gelmiştir. Bu yüzden nesneye verdiği önemden ötürü Yeni Roman 'a nesneci roman denmiştir
4. Yeni Roman' da zaman, takvim ya da saatle gösterilen yapay zaman değildir:
Zaman, saatle gösterilen insanın dışında var olan ve dümdüz bir çizgi halinde gelişen, kuramsal zaman olmayıp, Bergson' un ortaya attığı, özellikle M. Proust' un yapıtlarında görülen,"insan bilincindeki zaman" dır. Şöyle ki, yaşanılan an, bir yandan geçmişe yapılan dönüşlerle, öbür yandan geleceğin önyaşantıları ile karmaşık bir nitelik kazanmaktadır. Betimlemelerde görülen kopuşlar, yinelenmeler ve yenilenişler zamanda da görülmektedir.
5.Yeni Roman yeni anlatım biçimlerine yönelmektedir:
Dil yalındır, özentisiz, süssüz ve konuşma diline yakındır. Öz ön planda gelmekte, dil ve biçim, özü yansıtmakta bir araç olarak görülmektedir. Romancının dil bilgisi kurallarının dışına çıktığı olur. Nüansları beylik biçimler içinde vermekte ve bu klişeleri tırnak içine almaktadır. En göze çarpan yeniliklerden biri de yinelemelerdir. Bir sözcük ya da bir tümce bir çok kez yinelenebilir. Bunun sonucu olarak okuru belli bir psikolojik duruma getirerek anlatılmak istenin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Yeni Roman' da noktalama işaretlerinin değişik bir kullanımı da gözlenir: Tümceler nokta ya da noktalı virgül yerine virgülle ayrılmaktadır. Noktalama işaretlerinin bu değişik kullanımına, özellikle karmaşık bir düşüncenin oluşum evreleri, insan zihninde düşüncenin kesintisizliği, kimi zaman da bunalımlı bir ruh halini anlatmak istendiğinde başvurulur. Çoğu zaman sık sık ünlemler, kesme işaretleri ve parantezlerden yaralanan yeni romancı, bu yolla tümcenin ağırlaşmasını engellemeyi amaçlar. Kişilerin konuşmaları genellikle tırnak içine alınarak, metinle kaynaştırılır.
Kaynakça
Butor Michel, Roman Üstüne Denemeler, Düzlem Yayınları, 1991
Ecevit Yıldız, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, 2004
Moran Berna, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2, İletişim Yayınları, 2003
Moran Berna, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, 2003
Natahalie Sarraute, Yönelişler, İletişim Yayınları, 1992
Robbe-Grillet Alain, Yeni Roman, Ara Yayıncılık, 1989 |
|